Yazar "Köşüş, Aydın" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 7 / 7
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Acil Kontrasepsiyon(2007) Köşüş, Aydın; Köşüş, Nermin; Çapar, MetinAmaç: Kullanımda olan acil kontrasepsiyon yöntemlerini incelemek. Ana Bulgular: Güvenilir ve efektif bir acil kontrasepsiyon yöntemi kullanılarak ABD de her yıl 1 milyon tahliye, 2 milyon istenmeyen gebelik önlenmektedir. Her yıl kadınların % 2-3’ü gebeliği tahliye ile sonlandırırken sadece % 1’i acil kontrasepsiyon yöntemlerini kullanmaktadır. Korunmasız ilişki ile kullanılan kontrasepsiyon yönteminin zamanlaması arasında önemli bir ilişki mevcuttur. Tüm hormonal yöntemler, ilişki sonrası 72 saate kadar alınabilir. Ne kadar erken alınırsa koruyucu etkisi o kadar artmaktadır. Yapılan çalışmalarda 72 saate kadar başlanan kontrasepsiyonda başarısızlık oranı % 4’dür. Acil kontrasepsiyonda kullanılan tüm yöntemler değerlendirildiğinde başarı oranı ortalama % 75 (% 55-88) olarak bulunmuştur. Progesteron tek başına ya da estrojenle kombine (Yuzpe rejimi) olarak ilk 72 saat içinde kullanıldığında gebelik oranlarını % 75-88 oranında azaltmaktadır. Sadece progesteron içeren yöntemler kombine hormonal yöntemlere göre daha etkili görünmektedir. RİA ilişki sonrası 5-7. günlerde bile kullanılabilir ve gebeliği % 99 oranında engellemektedir. Yapılan çalışmalarda mifepristonun etkinliği % 95-99 iken danazolün etkinliği % 73-86 oranında tesbit edilmiştir. Acil kontrasepsiyon yöntemlerinin gebelik haricinde kesin bir kontrendikasyonu yoktur. Sonuç: Yuzpe rejimi, tek başına progesteron ve mifepriston oldukça etkili ve çok iyi tolere edilebilen yöntemlerdir. Korunmasız ilişki sonrası ilk 72 saat içerisinde kullanıldıklarında gebeliği önleme oranları oldukça yüksektir. İstenmeyen gebelikleri ve gereksiz küretajları önlemek amacıyla acil kontrasepsiyon hakkında özellikle kadınların bilgilendirilmesi çok önemlidir.Öğe Can Laboratory and Clinical Signs Predict Persistence in Gestational Trophoblastic Disease?(2008) Köşüş, Nermin; Çelik, Çetin; Köşüş, AydınAmaç: Gestasyonel trofoblastik hastalıkların (GTH) laboratuvar ve klinik bulguları ve bunların GTH sürerliliğinin tahmin edilmesinde kullanımı araştırıldı. Gereç ve Yöntem: GTH tanısı alan 92 hasta prospektif olarak incelendi. Hastalar komplet mol, parsiyel mol, invaziv mol ve koryokarsinom olarak 4 gruba ayrıldı. Hastalar klinik, ultrason ve laboratuar tetkikleri ile sürerliğin gelişimi olasılığı açısından değerlendirildi. Sürerlilik hastalığı olanlara metotreksat-folinic asit tedavisi; yeterli cevap alınamayanlarda kombine kemoterapi; çocuk isteği olmayan uygun yaştaki hastalara histerektomi uygulandı. Bulgular: Molar gebelik ve koryokarsinom oranı sırasıyla 4,8/1000 ve 2/10.000 olarak bulundu. ?nvaziv mol grubunda ortalama yaş ve tedavi öncesi beta-hCG seviyesi daha yüksekti. Komplet ve invaziv mol grubunda Teka-lutein kistleri ve aşırı uterin büyüme daha fazla görüldü. Bu bulguların görüldüğü hastalarda sürerlilik gelişiminin daha fazla olduğu bulundu. Sonuç: Persistan GTH'da sürerlilik, klinik ve biyokimyasal belirteçlerle tahmin edilebilir. Bu risk 35 yaşın altındakilerde, teka-lutein kistlerinin yokluğunda ve beta-hCG'nin 100.000 IU'nin altında olduğunda düşüktür. HCG seviyesinin negatif prediktif değeri tek başına, diğer parametrelerle kombine edilmeden düşük sürerlilik riskini aynı oranda göstermektedir. Erken tanı ve etkin tedavi ile sürerlilik gösteren hastalıkların prognozu oldukça iyidir.Öğe Erken Membran Rüptürü Olan 36-42 Haftalık Gebelerde Maternal ve Fetal Sonuçlar(2008) Köşüş, Aydın; Köşüş, Nermin; Çapar, MetinAmaç: Erken membran rüptürü (EMR) perinatal sonuçları etkileyen önemli bir obstetrik durumdur. Bu çalışmada EMR nedeniyle takip edilen 36-42 haftalık gebelerde maternal ve fetal sonuçlar incelendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 36-42 haftalar arasında EMR gelişen 42 hasta dahil edildi. Hastaların ultrason, lökosit, ateş, CRP, sedimentasyon takipleri yapıldı. Maternal ve fetal faktörler değerlendirilerek hastalar sezaryen yada vajinal yolla doğurtuldu. Bulgular: 36-42 haftalık gebelerde EMR oranı %38,1 olarak tespit edildi. Ortalama yaş 28,2 yıl olarak bulundu. Etiyolojide hastalarda birden fazla neden tesbit edildi. Hastalarda tesbit edilen nedenlerden en belirgin olanları vakaların 19 (%45,2)'unda farkedilmemiş doğum başlangıcı, 4 (%9,5).ünde makat geliş, 3 (%7,1).ünde ikiz gebelik, 3 (%7,1)'ünde enfeksiyon bulguları şeklinde idi. 3 hastada intrauterin gelişme geriliği (IUGG), 2 hastada geçirilmiş sezaryen, 2 hastada fetal anomali, birer hastada polihidramnios, grandmultiparite, plasenta dekolmanı öne çıkan nedenler olarak tesbit edildi. 3 hastada neden tesbit edilemedi. Hastaların ortalama doğum süresi 37,5 hafta idi. Hastaların 22 (%52,3)'si ilk 12 saat içinde, 13 (%30,9)'ü ilk 24 saatte, 7 (%16,6)'si ilk 1 hafta içinde doğumunu yaptı. 28 (%66,6) hasta vajinal yolla doğurtuldu. Bu hastaların 16 (%57,1) tanesine indüksiyon uygulandı. 14 (%33,4) hastaya sezaryen uygulandı. Hiçbir annede ciddi morbidite yada mortalite gelişmedi. Bebeklerin ortalama doğum kilosu 2509 gr idi. En küçük bebek 1800 gr, en büyük bebek 4300 gr idi. Spontan takip edilen hastalardan birinde bebek mekonyum aspirasyonuna bağlı olarak inutero eks oldu. Bebek 39 haftalık olup 3700 gr ağırlığındaydı. Sonuç: Termde EMR.si olan gebelerde spontan takip esnasında bebekle ilgili morbidite ve mortalite riski artabilir. Bu riskleri engellemek amacıyla hastaların travayda dikkatli bir şekilde takip edilmesi ve beklemeden doğum indüksiyonuna başlanması önemlidir.Öğe Evaluation of the Cases With Tuboovarian Abscesses(2002) Çelik, Çetin; Görkemli, Hüseyin; Çiçek, Nedim; Acar, Ali; Köşüş, Aydın; Akyürek, CemalettinTuboovarian abseli olgularda risk faktörleri, klinik, laboratuvar ve radyolojik bulguların, tedavinin ve komplikasyonların araştırılması. Selçuk Üniversitesi Tıp fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD' ında, 1, Ocak, 1999 ve 31 Aralık 2000 tarihleri arasında tuboovarian abse tanısı ile opere edilen 30 hasta retrospektif olarak araştırıldı. Hastaların ortalama yaşı 37.96.8 idi. Alt abdominal en sık saptanan şikayet idi (%100). Rahim içi araç kullanımı (%63), geçirilmiş pelvik inflamatuar hastalık öyküsü (%36), yakın zamanda geçirilmiş intrauterin müdahale (%16), 3 veya daha fazla doğum (%70), son 1-2 ay içinde yapılan abdominal operasyon (%16) ve apandisit perforasyonu (%10) risk faktörleri olarak saptandı. Hastalarda, 380C üzerinde ateş (%73), lökositoz (%83), yüksek sedimantasyon ve CRP (%100) ve yüksek serum CA 125 düzeyleri (%85) saptandı. Bütün hastalara laparotomi yapıldı. Hastalara, abse drenajı (%50), total abdominal histerektomi ve bilateral salpingooferektomi (%16), unilateral salpingooferektomi (%16), bilateral salpenjektomi (%6), bilateral salpingooferektomi ve subtotal histerektomi (%10) yapıldı. Tuboovarian abselerin; risk faktörlerinin önlenmesi, zamanında tanısı, uygun tedavi ve takibi kadınların yaşamı ve gelecekteki sağlıkları için önemlidir.Öğe Kalp Hastalığı Olan ve Olmayan Gebelerde Maternal ve Fetal Sonuçlar Açısından Bir Fark Var Mı?(2008) Köşüş, Aydın; Köşüş, Nermin; Açıkgöz, Nusret; Çapar, MetinAmaç: Bu çalışmada kalp hastalığı olan ve olmayan gebelerdeki maternal ve fetal sonuçlar kıyaslandı. Yöntem: Kalp hastalığı olan 54 gebe ile olmayan 57 gebe değerlendirildi. Yaşları, gebelik sayıları, mevcut kardiyak patoloji ve evresi, mevcut olan semptomlar, doğum şekli ve haftası, bebek kiloları ve APGAR skorları incelendi. Toplanan veriler sıklık ve ortalama standart deviasyon şeklinde analiz edildi. Bulgular: Kalp hastalığı olan gebelerin 13’ü sezaryen ile doğum yaparken 41’i vajinal yolla doğurtuldu. 10 (% 18,5) hastaya indüksiyon uygulandı. Ortalama doğum ağırlığı 3037 540 (1500-4500) g idi. Kalp hastalığı olmayan gebelerin 40’ı (% 70,2) normal doğum ile doğurtuldu. 17 hastaya sezaryen uygulandı. Hastaların 18’ine (% 31,5) indüksiyon uygulandı. Ortalama doğum kilosu 3250 626 (1800-4300) g idi. Normal doğum, sezaryen, indüksiyon uygulanması ve doğumdaki bebek kiloları açısından gruplar arasında farklılık tesbit edilmedi. Kalp hastalığı olan gebelerin yedisinde obstetrik, birinde medikal komplikasyon gelişti. Anne ölümü oluşmadı. Obstetrik komplikasyonların altı tanesi preterm doğum, birinde erken membran rüptürü şeklinde idi. Hastaların birinde kalp yetmezliği semptomları oluştu. Doğum sonrası bebeklerden hiçbirinde konjenital kalp hastalığı tesbit edilmedi. Kalp hastalığı olmayan gebelerde ise medikal herhangi bir komplikasyon gelişmedi. İki hastada preterm doğum (34 ve 35 hafta), bir hastada inutero fetüs ölümü, bir bebekte mekonyum aspirasyonuna bağlı ölüm görüldü. Erken doğum eylemi, kalp hastalığı olan grupta anlamlı şekilde daha fazla görüldü. Fetal ve neonatal mortalite açısından gruplar arasında anlamlı farklılık tesbit edilmedi. Sonuç: Dikkatli takip ile kardiak hastalığı olan gebelerde maternal ve fetal sonuçlar kardiyak hastalığı olmayan gebelerden farklı değildir.Öğe Preterm Erken Membran Rüptürü Olan Gebelerde Maternal ve Fetal Sonuçlar(2010) Köşüş, Aydın; Köşüş, Nermin; Güler, Ayşe; Çapar, MetinAmaç: Erken membran rüptüründe (EMR) özellikle preterm dönemde neonatal mortalite ve morbidite oranları artar. Bu çalışmada EMR nedeniyle takip edilen 28-35 haftalık gebelerdeki maternal ve fetal sonuçlar incelendi. Gereç ve yöntem: Çalışmaya 54 hasta dahil edildi. Hastaların vajinal kültür, ultrason, lökosit, sedimentasyon, ateş, CRP takipleri yapıldı. Vakalar maternal ve fetal faktörler değerlendirilerek sezaryen yada normal doğumla doğurtuldu. Bulgular: 28-35 hafta arası EMR hastalarının tüm EMR hastalarına oranı %49 olarak tesbit edildi. Vakaların 13 (%24)’ünde enfeksiyon bulguları, 7 (%12,9)’sinde ikiz gebelik, 6 (%11,1)’sında makat prezentasyon, 4 (%7,4)’ünde transvers duruş, 3 (%5,5)’ünde plasenta previa tesbit edildi. 11 (%20,3) hastada yapılan tetkikler ve alınan hikaye ile herhangi bir neden tesbit edilemedi. Vajinal kültürde 4 hastada sırasıyla E. Coli, enterekok, stafilokok aereus ve psödomonas aeroginoza üredi. Hastaların ortalama doğum süresi 32,4 hafta idi. Hastaların 20 (%37)’si ilk 12 saat içinde, 13 (%24)’ü 12- 24 saatte, 16 (%29,6)’sı 24 saat- 1 hafta içinde doğumunu yaptı. 32 (%59,2) hasta normal doğum ile doğurtuldu. Hastaların 10 (%18,5) tanesine indüksiyon uygulandı. 22 (%40,8) hasta sezaryen ile doğurtuldu. Bebeklerin ortalama doğum kilosu 1845 gr idi. Bebeklerden 9 tanesi exitus oldu. Sonuç: Preterm EMR perinatal sonuçları etkileyen bir obstetrik problemdir. Hastaların dikkatli bir şekilde değerlendirilerek, gebelik haftası ve enfeksiyon bulguları başta olmak üzere tüm faktörler dikkate alınmalı ve uygun tedavi yöntemi planlanmalıdır.Öğe Yavaş gelişen sheehan sendromu ve empty sella: Postpartum kanamanın nadir bir komplikasyonu(2009) Köşüş, Aydın; Köşüş, Nermin; Çapar, Metin45 yaşındaki 1 çocuklu hasta adet görememe şikayetiyle kliniğimize başvurdu. Hastanın özgeçmişinde 20 yıl önce evde doğum yaptığı, doğum sonrası plasentanın düşmemesi nedeniyle aşırı kanamasının olduğu öğrenildi. Hastanın yapılan hormon tahlillerinde panhipopituitarizm bulguları görüldü. MRI incelemesinde hastada empty sella tesbit edildi. Glukokortikoid, tiroksin ve estrojen - progesteron tedavisi başlandı. Sheehan Sendromu postpartum kanama ve hipovolemiye bağlı olarak gelişen hipofiz ve adrenal yetmezliğidir. Hipofizin hasar derecesine göre belirtiler hemen ya da yıllar sonra ortaya çıkabilir. En belirgin özellikler laktasyonun kesilmesi, sekonder amenore, libido kaybı ve hipofiz rezervlerinin kaybına bağlı gelişecek semptomlardır. Empty sella, suprasellar subaraknoid yapıların intrasellar herniasyonu sonucu meydana gelen komplet ya da inkomplet hipofiz yetmezliğidir. Empty sella sendromunun nedenlerinden biri aşırı postpartum kanama sonucu gelişen hipofiz nekrozudur (Sheehan Sendromu). CT ve MRI empty sellanın tanısında en önemli teşhis metodlarıdır. Sheehan Sendromu gelişen hastalarda hormon replasman (glukokortikoid, tiroksin ve östrojen/progesteron) tedavisi uygulanır.