Diş Hekimliği Fakültesi Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe COVİD-19 pandemi döneminde bireylerin ağız hijyeni alışkanlıklarının incelenmesi ve salgın sürecinde bireylerin değişen hijyen davranışlarının belirlenmesi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Yalçıner, Ayşegül İnan; Ünlü, NimetBu çalışmanın amacı, COVID-19 pandemi döneminde bireylerin ağız hijyeni alışkanlıklarının incelenmesi, ve salgın sürecinde bireylerin değişen hijyen davranışlarını belirlemektir. Çalışmamıza gönüllü olarak katılan 200 bireye Covid-19 pandemisi öncesindeki veya sırasındaki ağız diş sağlığı ile ilgili durumlarını belirlemek üzere hazırlanan anket formlarındaki sorular klinisyen tarafından yöneltilerek cevapları kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen bireylerin bütün ağız içi klinik muayeneleri ve radyografik değerlendirmeleri yapılarak ağız diş sağlığı durumları kayıt altına alındı. Her bireyin Covid-19 pandemisi sırasındaki veya öncesindeki (2020 yılından 2015 yılına kadar) röntgenleri de değerlendirilerek güncel ve geçmiş DMFT (Decay=Çürük, Missing= Çekilmiş diş ve Filling=Dolgu) değerleri belirlendi. Çalışmamızda ayrıca gönüllü olan 60 kişilik hasta grubu üzerinde Karyogram programı kullanılarak çürük risk değerlendirilmesi yapıldı. Bu hasta grubunun çürük risk değerlendirilmesi için ağız içi muayeneleri, diyet analizi ve tükürük analizleri gerçekleştirildi. Veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Normal dağılıma uygunluk Shapiro Wilk ve Kolmogorov Smirnov Testleri ile incelendi. Bağımsız kategorik verilerin dağılımları Ki-Kare Testi ile bağımlı kategorik verilerin karşılaştırılmasında Mc Nemar Testi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni Düzeltmeli Z Testi ile yapıldı. Çalışmanın istatistiksel sonuçlarına göre çalışmaya katılan 200 bireyin günde 2-3 kez ve günde 1 kez dişlerini fırçalayanların yüzde oranının, haftada 2-3 kez fırçalayan ya da dişlerini fırçalamayanların yüzde oranlarından (sırasıyla %9,5, %2) daha yüksek olduğu bulunmuştur (sırasıyla %52, %36,5). Hastaların % 81,9 unun Covid-19 pandemi döneminde fırçalama sıklığında değişim olmamış, %14,1 inin fırçalama sıklığı artmış, hastaların çok düşük bir oranında diş fırçalama sıklığı azalmıştır. Hastaların Covid-19 pandemi döneminde diş fırçası değiştirme sıklığı %21,6 sında artarken, %78,4 ünde değişmemiştir. Covid-19 geçirenlerin ailesinde diğer bireylerin de Covid-19 geçirme oranları Covid-19 geçirmeyenlerin oranından yüksek bulunmuştur (sırasıyla %85,7, %34,3). Hastaların pandemi sırasında veya hemen sonrasında diş hekimine ağız-diş muayenesi için geliş sebebi %60,6 oranla "diş ağrısı" olmuştur. Çalışmamızın ikinci grubunu oluşturan Karyogram kategorilerine göre; düşük risk grubunda olan bireylerin %40'nın Covid-19 geçirdiği, yüksek çürük risk grubunda olan bireylerin ise %50 sinin Covid-19 geçirdiği gözlenmiştir. Katılımcıların dişlerini fırçalama sıklıklarının risk gruplarına göre istatistiki olarak değerlendirilmesinde günde 2-3 kez dişini fırçalayanların risk grupları ile günde 1 kez dişlerini fırçalayanların risk grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmüştür (p<0,001). Günde 2-3 kez veya 1 kez diş fırçalayan katılımcıların en yüksek oranda düşük risk grubunda oldukları tespit edilmiştir (Sırasıyla %55,5, %82,6). Karyogram kategorilerine göre oral hijyen durumlarının çürük risk grupları açısından dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p=0,006). Oral hijyeni iyi olanların %77,1 inin düşük risk grubunda, %11,4 ünün ise orta risk grubunda olduğu ve bu iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu gözlenmiştir (P=0,006) . Oral hijyeni iyi olanların %11,4 ünün yüksek riskli grupta olduğu ve düşük riskli grup ile arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (P=0,006). Orta oral hijyen-normal plak olanların %33,3 ünün yüksek risk grubunda, kötü oral hijyen-yoğun plak olanların ise % 57.1 inin yüksek risk grubunda olduğu gözlenmiştir. Karyogram kategorilerine göre gingival indeks skorlarına göre çürük risk gruplarının dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p=0,009). Sağlıklı diş eti olanların %82,7 si düşük risk grubunda %3,4 ü yüksek riskli grupta olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir (p=0,009). Covid-19 öncesi ve sonrası DMFT skorlarının ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,001). Covid-19 öncesi DMFT skoru ortanca değeri 1 iken Covid-19 sonrası bu değer 2 olarak elde edilmiştir.Öğrenim durumuna göre Covid-19 öncesi DMFT ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p=0,009). İlkokul/ortaokul mezunu olanlar ile ön lisans/lisans mezunu olanların ortanca değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İlkokul/ortaokul mezunu olanların Covid-19 öncesi DMFT ortanca değeri 2 iken ön lisans/lisans mezunu olanlarda ortanca değeri 0 olduğu görülmüştür. Covid-19 öncesi tüm eğitim seviyelerinde DMFT ortanca değerleri düşük iken Covid-19 sonrası DMFT ortanca değerinin yükseldiği gözlenmiştir. Bu çalışmanın sınırları dahilinde elde edilen verilere göre Pandemi gibi toplumsal hayatı etkileyen ve kısıtlamaların olduğu dönemlerde toplumun ağız hijyeninin önemli ölçüde etkilendiği, bireylerin yeteri kadar ağız diş sağlıklarını korumaya yönelik önlemleri alamamaları sebebiyle çürük risklerinin arttığı belirlenmiştir. Pandemi dönemlerinde de kullanılabilecek toplumların ağız diş sağlığını koruyucu güncel sağlık politikalarının geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.Öğe Kompozit rezinlerin optik stabiliteleri üzerinde yarı saydamlığın etkisi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Kaya, İrem; Çobanoğlu, NevinBu in vitro çalışmanın amacı farklı kompozit rezinlerin mevcut yarı saydam/opak tonlarının renklenme ve fırçalama prosedürleri sonrası renk stabilitelerini ve yüzey özelliklerini değerlendirmektir. Çalışmamızda estetik restorasyonlar için, 4 kompozit rezin setinin çeşitli yarı saydam / opak tonları kullanıldı: IPS Empress Direct (IPS) A2 Mine, A2 Dentin, Filtek Ultimate (3M) A2 Mine, A2 Dentin, A2 Body, GC Essentia (GC) LE, MD, Universal, Estelite Ʃ Quick (TOKUYAMA) A2, CE, OA2. Kompozit rezinlerden, 8mm çapında 2 mm kalınlığında disk şeklinde örnekler oluşturuldu. Her bir grup için 10'ar örnek olmak üzere toplam 150 örnek hazırlandı. Mine + dentin grupları için özel hazırlanan kalıplar kullanılarak 1 mm mine 1 mm dentin tabakalama tekniği ile yerleştirildi. Oluşturulan örnekler Clearfil Twist Dia ile polisalandı. Polisajı tamamlanan örnekler polimerizasyonun tamamlanması amacıyla distile su içerisinde 24 saat 37°C de etüvde (EN 120, Konya, Türkiye) bekletildikten sonra ilk renk ölçümleri bir spektrofotometre (Easyshade V, VITA Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya) ile yapıldı (T0). Örneklerin daha sonraki renk ölçümleri: 30 gün distile suda bekletme (T1), 30 gün kahve solüsyonunda (Nescafe Gold Nestl´e, Suisse S.A. Switzerland,) bekletme(T2) ve kahve ile renklenen örnek yüzeyleri 10'ar dk fırçalanmasından sonra(T3) yapıldı. Tüm kompozit rezinlerin yüzey pürüzlülükleri 24 saat distile suda bekletildikten sonra (Ra0) ve fırçalama yapıldıktan sonra (Ra1) bir yüzey pürüzlülük cihazı (Mitutoyo Surftest/ SJ-301, Tokyo, Japonya) ile ölçüldü. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri Tek Yönlü ANOVA, ve Post-Hoc Tukey Testleri kullanılarak yapıldı. Distile suda bekletme kompozit rezinlerde renk değişikliğine neden olmuştur. Kahvede bekletme ve fırçalamadan sonra farklı opaklık seviyelerinde 3M ve Tokuyama için genel olarak renk stabilitesinde değişiklik gözlenmezken IPS ve GC gruplarında değişiklikler tespit edildi. Genel olarak kahve distile sudan daha fazla renk değişimine sebep oldu. Kahve ile renklendirme ve fırçalama sonrası hiç bir markanın dentin ve body örnekleri arasında renk değişikleri açısından anlamlı bir fark görülmedi. Yaşlandırma sonrasında L değerleri mineler için Tokuyama grubunda bir miktar artarken, 3M grubunda sabit kaldı, IPS ve GC grubunda ise renklenme ve fırçalamadan sonra azalma gösterdi. Mine kompozitleri dentin kompozitlerinden daha düşük L değerleri gösterirken, dentin ile tabakalandıklarında dentine daha yakın L değerleri gösterdi. Kroma değerleri dentin kompozitlerinde renklendirme ve fırçalamadan sonra mine ve body kompozitlerinden daha yüksek bulundu. Kroma değerleri tüm kompozitler için arttı. Tüm kompozitler için Hue değerleri değişiklik göstermedi. Kompozit rezinlerin pürüzlülük değerleri arasında ne başlangıçta ne de fırçalamadan sonra anlamlı bir değişiklik bulunmadı. Kompozit rezinlerin pürüzlülük değerleri ve renk değişim değerleri arasında bir ilişki bulunmadı. Sonuç olarak IPS ve GC mine hariç kompozit rezinlerin opaklık farklılıkları renk değişimleri üzerinde etkili bulunmadı. Kahve ve fırçalamadan sonra tüm kompozit rezinlerde distile sudan daha fazla renk değişikliği görüldü bununla birlikte, Kroma değerleri artarken ama Hue değerleri sabit kaldı.İn vitro renklenme çalışmalarında Mine kompozitleri, dentin ile tabakalanarak kullanıldıklarında daha farklı ve muhtemelen daha güvenilir sonuçlar sergiledi.Öğe Diş hekimlerinin ve diş hekimliği 4. ve 5. sınıf öğrencilerinin medikal ilaçlarla ilişkili çene osteonekrozu (Mronj)'na dair tutumlarının değerlendirilmesi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Akçakaya, Ali; Kalaycı, AbdullahMedikal ilaçlarla ilişkili çene osteonekrozu (MRONJ), aslında oldukça nadir görülen ancak son yıllarda sıkça karşılaşılan, özellikle hastaların maksillofasiyal bölgelerinde nekrotik kemik ile görülen, negatif bir ilaç yan etkisidir. Yanlış ya da eksik hasta ilaç geçmişi bilgileri ve yanlış tedavi ciddi sonuçlar doğurabilir. Bu çalışmada diş hekimlerinin ve diş hekimliği 4. ve 5. sınıf öğrencilerinin medikal ilaçlarla ilişkili çene osteonekrozu (MRONJ)'na dair tutumlarının eğitim düzeyi ve tecrübeye göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Google Forms kullanılarak hazırladığımız anket formu sanal ortamda toplu haberleşme sitelerinden hedeflediğimiz her kesime ulaştırıldı ve toplam 402 katılımcı elde edildi. Katılımcıların anket sorularına verdiği cevaplar ile MRONJ ile ilgili tutumları değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics kullanılmıştır. Kategorik veriler, sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Çalışmamızın sonuçlarına göre katılımcıların %62,5'i lisans eğitimi sürecinde MRONJ ile alakalı yeterli eğitim aldıklarını düşünmektedir. Ağız diş ve çene cerrahları haricindeki katılımcıların denosumab grubu ilaçların MRONJ'a sebep olabileceği konusundaki bilgileri eksik olarak görülmüştür. 10 yıldan uzun süredir mesleğini yapan diş hekimlerinde MRONJ bilgisi ve farkındalığı daha düşük olarak görülmüştür. Özellikle 10 yıldan uzan süredir hekimlik yapanların, özel uzmanlık eğitimi olmayanların ve diş hekimliği 4. ve 5. sınıf öğrencilerinin MRONJ ile alakalı bilgi ve farkındalık derecesinin yeterli olmadığı görülmüştür. Önemli ve kontrolü zor olan klinik tablolara yol açabilen MRONJ ile alakalı klinik ve teorik eğitiminde bazı değişikliklerin ve yeniliklerin yapılması ve ya özel eğitimlerin planlanması gerekmektedir.Öğe Yaşlandırmanın farklı konsantrasyonlarda MMP enzim inhibitörü içeren universal bonding ajanların makaslama bağlanma dayanımına etkisi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Özoğlu, Nurhan; Çetin, Ali RızaGünümüzde estetik ve fiziksel özelliklerinden dolayı kompozit rezinlerin kullanımları artmıştır. Zamanla hidrolitik çözünmeden dolayı adeziv ara yüzeyde bozulmalar meydana gelebilir. Hibrit tabakadaki korunmasız kolajen fibrilleri, ekzojen veya endojen kaynaklı proteazlar tarafından enzimatik zorluklara maruz kalır. Kollajenin stabilitesini korumak ve adeziv arayüzün uzun süreli dayanıklılığını arttırmak için ön koşullandırma ajanları olarak çeşitli matriks metaloproteinaz (MMP) inhibitörleri ve kollajen çapraz bağlayıcılar eklenebilmektedir. Bu tez çalışmamızın amacı termal siklus ve suda bekletme gibi yaşlandırma işlemlerinin, MMP enzim inhibitörü içeren universal adeziv sistemlerinin makaslama bağlanma dayanımları üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu çalışmada 300 adet çürüksüz çekilmiş daimi insan molar dişi kullanıldı. Dişler koronal eksende kesilerek oklüzal bölgede düz dentin yüzeyleri oluşturuldu. Unıversal adeziv ajanların [Single Bond Universal , 3M ESPE, ABD; Nova Compo-B PLUS, IMICRYL, TRY; All Bond Universal, BISCO, ABD] içerisine %0.5 konsantrasyonlarda MMP enzim inhibitörleri (Üzüm Çekirdeği Ekstresi ÜÇE, Riboflavin, Hesperidin ve Klorheksidin) eklenerek deneysel adezivler hazırlandı. Numuneler, kontrol veya deneysel adezivlerle restore edilmek üzere 15 gruba ayrıldı. Adezivler üretici talimatlarına göre hazırlanan dentin yüzeylerine uygulandı ve her bir universal adeziv ile aynı firmalar tarafından üretilen kompozitler kullanılarak dentin yüzeyinde 3 mm çapında silindirik çubuklar oluşturuldu. Numunelerin yarısı 1 gün suda bekletildi, başlangıç makaslama bağlanma dayanım testi Instron cihazında 1 mm/dk hızında uygulandı. Kalan numuneler 1 yıl 37ºC distile suda bekletme ve termal siklus işleminden sonra makaslama bağlanma dayanım testi Instron cihazında 1 mm/dk hızında uygulandı. Elde edilen veriler One Way Anova testi ile karşılaştırıldı (p=0,05). Çalışmaya dahil edilen üniversal adezivlerin yaşlandırma sonrası kontrol grupları arasında en yüksek makaslama bağlanma dayanımı SBU grubunda, en düşük makaslama bağlanma dayanımı ise ABU grubunda gözlendi. Yaşlandırma sonrası tüm gruplar arasında en yüksek makaslama bağlanma dayanımı %0,5 klorheksidin eklenmiş olan SBU deney grubunda, en düşük makaslama bağlanma dayanımı ise %0,5 riboflavin eklenmiş olan ABU deney grubunda gözlendi. Kontrol gruplarına kıyasla, SBU ile ABU gruplarına %0,5 konsantrasyonda Klorheksidin eklenmesinin, NCBU grubuna ise ÜÇE eklenmesinin makaslama bağlanma dayanımı değerlerini sayısal olarak yükselttiği, diğer MMP enzim inhibitörlerinin ise makaslama bağlanma dayanımı değerlerini sayısal olarak düşürdüğü gözlendi. Ancak makaslama bağlanma dayanımı testi sonucunda gözlenen bu değişikliklerin hiçbiri istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Yaşlandırma sonrası adeziv gruplarının bağlanma dayanımları ile başlangıç bağlanma dayanımları arasında istatiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi. Üniversal bonding ajanlar içerisine %0,5 konsantrasyonda MMP enzim inhibitörü eklenerek oluşturulan deney gruplarının makaslama bağlanma dayanımı üzerine yaşlandırma negatif bir etki oluşturmadı. Üniversal adezivler içerisine %0,5 oranında MMP enzim inhibitörü eklenebilir.Öğe İskeletsel sınıf II ve sınıf III bireylerde kraniyofasiyal yapının nasal morfoloji ile olan etkileşiminin değerlendirilmesi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Çelik, Aykut; İleri, ZehraBu çalışmanın amacı burnun morfolojik yapısının kraniyofasiyal yapılarla olan ilişkisini ve alt ve üst çenelerin sagittal yön konumlarıyla beraber malokluzyonun sebeplerine bağlı olarak değerlendirmektir. Çalışmamızın materyalini Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı kliniğine tedavi olma amacıyla başvurmuş, kadınlarda 17 yaşından büyük, erkeklerde 18 yaşından büyük hastalardan alınan 160 lateral sefalometrik film oluşturmaktadır. Elde edilen radyografiler Quick Ceph dijital sefalometrik analiz programı ile çizildikten sonra ANB, SNA ve SNB açılarına göre bireyler 5 gruba ayrılmıştır. Gruplar Bimaksiller Retrüzyona Bağlı Sınıf II, Mandibulaya Bağlı Sınıf II, Maksillaya Bağlı Sınıf II, Mandibulaya Bağlı Sınıf III ve Maksillaya Bağlı Sınıf III şeklinde oluşturulmuştur. Burnun morfolojik özelliklerini değerlendirmek üzere lateral sefalometrik filmler üzerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmış, 29 sert ve yumuşak doku ölçümü ile 19 burun ölçümü değerlendirilmiştir. Yapılan istatistiksel değerlendirmeler sonucunda gruplar arasında; N-Dept 3 (p<0,001), NLA (p<0,001), NBA (p=0,008), NMA (p<0,001) SFC (p<0,001), Dcon (p<0,001), Hump (p=0,01), Ccon (p=0,023), NBoneA (p<0,001), NR-FH (p<0,001), N-Height 2 (p=0,009), NFA (p=0,009) ve N-İnc (p<0,001) değerlerinde anlamlı farklılıklar bulunmuştur. N'-St, N'-Pr, N-Dept 1, N-Dept 2, N-Dept 3, NMA, NLA, SFC, Hump, Dcon, Ccon gibi bazı ölçümlerin diğer burun ölçümleriyle ve iskelet-yumuşak doku ölçümleri arasında önemli düzeylerde korelasyonlar saptanmıştır. Cinsiyetler arasındaki fark değerlendirildiğinde N'-St, N'-Pr, N-Dept 1, N-Dept 2, N-Dept 3, NLA, SFC, Hump, NBoneL, N-Height 1, N-Height 2 ve NFA ölçümleri erkeklerde daha yüksekken, NMA ölçümü kadında daha yüksek bulunmuştur. Çalışmamızın sonuçları şu şekildedir; Hump ölçümü mandibula konumuna bağlı olarak değişmektedir. N'Pr, N-Dept 1 ve NBoneL ölçümleri iskeletsel sınıflamadan etkilenmezken birbirleriyle pozitif korelasyon göstermektedir. Bimaksiller Retrüzyona Bağlı Sınıf II grubunda diğer gruplara göre; burnun daha az kurvatürlü ve burun ucunun daha fazla aşağıya eğimli olduğu bulunmuştur.Öğe Farklı periodontal durumdaki bireylerde nötrofil transendotelyal migrasyonunda görevli mediatörlerin tükürük seviyelerinin değerlendirilmesi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Köylü, Cevat; Velioğlu, Emine Elif MutafcılarNötrofillerin transendotelyal migrasyonu, dental biyofilme karşı gelişen immün yanıtın ilk basamağıdır ve nötrofil ile endotel hücreleri arasındaki adeziv mekanizmalarla düzenlenmektedir. Bu çalışmada; periodontal olarak farklı durumlarda olan bireylerde Del-1, GDF-15, PTX-3, LFA-1, ICAM-1, VCAM- -1 ve P-selektin tükürük seviyeleri değerlendirilerek bu mediatörlerin akut enflamatuvar yanıttaki rollerinin ve periodontal patogenezdeki etkilerinin daha iyi anlaşılması hedeflenmiştir. Çalışmaya; Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvuran sistemik olarak sağlıklı ve sigara içmeyen toplam 77 birey (Klinik Sağlık n=20, Gingivitis n=20, Evre 2 Derece B n=10, Evre 3 Derece B n=7, Evre 3 Derece C n=13, Evre 4 Derece C n=7) dahil edildi. Sondlama cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS), plak indeks (Pİ), gingival indeks (Gİ), sondlamada kanama yüzdesi (SKY) gibi klinik periodontal kayıtlar alındı ve uyarılmamış tükürük örnekleri toplandı. Del-1, GDF-15, PTX-3, LFA-1, ICAM-1, VCAM-1, P-selektin sitokin seviyeleri ELISA yöntemi ile değerlendirildi. İstatiksel analiz olarak SPSS 25 paket programı yardımı ile frekans analizi, normallik analizi için Kolmogrov-Simirnov testi ve bunun sonucunda 3 ve daha fazla grup kıyaslamasında nanparametrik testlerden Kruskal Wallis H testi ve ikili karşılaştırmalardan Mann Whitney U testi kullanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi için Pearson korelasyon analizi kullanıldı. Elde edilen verilerin analizi sonucu; KAS ve SCD tüm ağız değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde Derece C grubunda en yüksek olduğu, onu Derece B grubunun izlediği, Gingivitis ve Klinik Sağlık gruplarında aralarında anlamlı fark olmaksızın en düşük KAS ve SCD değerleri tespit edildi (p <0.05). En yüksek Pİ ve Gİ değerlerinin istatistiksel olarak anlamlı şekilde Derece C grubunda olduğu, Gingivitis ve Derece B grubunun aralarında anlamlı fark olmaksızın onları takip ettiği ve klinik sağlık grubunun anlamlı şekilde en düşük Pİ ve Gİ değerlerine sahip olduğu görüldü (p <0.05). SKY yüzdesinin Derece C> Derece B> Gingivitis> Klinik Sağlık şeklinde tüm gruplar arası anlamlı fark gösterdiği görüldü (p <0.05). Biyokimyasal analizler GDF-15, LFA-1, VCAM-1 total ve konsantrasyon seviyeleri ile PTX-3, P-selektin, ICAM total ve Del-1 konsantrasyon seviyelerinin istatistiksel olarak anlamlı olmaksızın hastalık şiddetine paralel olarak Periodontitis (Derece B ve Derece C)> Gingivitis> Klinik Sağlık şeklinde seyir gösterdiği görüldü (p>0.05). PTX-3 ve P-selektin konsantrasyon seviyeleri dışında tüm mediatörler Derece C grubunda en yüksek, Klinik Sağlık grubunda en düşük seviyede izlendi (p>0.05). Antagonist çalıştığı bilinen LFA-1/Del-1, P-selektin/PTX-3, ICAM-1/GDF-15 oranları incelendiğinde gruplar arası fark gözlenmedi. Bu çalışma sonuçlarına göre; immün yanıtın önemli bir basamağı olan nötrofil transendotelyal migrasyonunda rol oynayan PTX-3, GDF-15, Del-1, P-selektin, LFA-1, ICAM-1, VCAM -1'nin periodontal hastalık şiddeti ile ilgili bilgi verebileceği ancak periodontal hastalık şiddetini ve ilerleyişini kesin olarak gösteren belirteçler olduklarının belirlenebilmesi için ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.Öğe Sigara içen ve obez bireylerde başlangıç periodontal tedavinin dişeti oluğu sıvısı TOS, TAOK, MDA düzeylerine etkisi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Aycan, Hanife Esra; Marakoğlu, İsmailPeriodontitis, obezite ve sigaranın ayrı ayrı oksidatif stres düzeyini artırdığı çalışmalarda gösterilmiştir. Bu çalışmada; gingivitis ve periodontitis durumları ile obezite ve sigaranın DOS TOS, TAOK, MDA seviyelerini nasıl etkilediği ve başlangıç periodontal tedavi sonrası periodontal klinik parametreler ile DOS TOS, TAOK, MDA seviyelerindeki değişimin araştırılması hedeflenmiştir. Bu çalışma farklı periodontal durumlar, sigara ve obezite etkisinin birlikte incelendiği ilk klinik çalışmadır. Çalışmaya, Selçuk Üniversitesi Periodontoloji Anabilim Dalı kliniğine başvuran sistemik olarak sağlıklı 84 gönüllü birey dahil edildi. Sondlama cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS), plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ)ve sondlamada kanama yüzdesi (SKY) olmak üzere klinik periodontal kayıtlar alınarak ve radyografik inceleme ile teşhis konan hastalar çalışma gruplarına ayrıldı. Periodontal teşhiste "Periodontal ve Peri-implant Hastalık ve Durumların Sınıflandırılması 2017" kriterleri, VKİ ve sigara içme içmeme durumuna göre bireyler gruplara ayrıldı; gingivitis, sigara içmeyen ve obez olmayan, gingivitis, sigara içmeyen ve obez olan, gingivitis, sigara içen ve obez olan, kronik periodontitisi olan,sigara içmeyen ve obez olmayan, kronik periodontitisi olan, sigara içmeyen ve obez olan, kronik periodontitisi olan,sigara içen ve obez olan. Her yarım çenede bir diş olmak üzere toplam dört dişten standart kağıt şeritler (Periopaper) ile DOS örnekleri toplandı ve hacim ölçümleri Periotron cihazı ile yapıldıktan sonra tek Eppendorf tüpte -80 ̊C'de saklandı. Tüm klinik parametreler ve DOS örnekleri başlangıç ve tedavi sonrası 1. ayda tekrarlandı. DOS TOS, TAOK, MDA seviyeleri ELISA yöntemi ile analiz edildi. Elde edilen verilerin analizi sonucu; cerrahi olmayan periodontal tedavi öncesi başlangıç DOS, MDA ve TOS seviyelerinin sigara içen, obez, periodontitis grubunda en yüksek olmasıyla birlikte periodontitis gruplarında gingivitis gruplarına göre yüksek, TAOK seviyelerinin ise düşük olduğu izlendi. Cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası DOS MDA seviyelerinin 1.ayda başlangıca göre azalma gösterdiği tespit edildi. Cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası DOS TOS seviyelerinin 1.ayda başlangıca göre azalma gösterdiği tespit edildi. Cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası DOS TAOK seviyelerinin 1.ayda başlangıca göre artış gösterdiği tespit edildi. Başlangıç ve cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrası 1.ayda DOS; MDA, TAOK, TOS değerlerindeki değişimin tüm gruplarda anlamlı olduğu görüldü. Bu çalışma ile, periodontitis, obezite ve sigaranın lokal MDA ve TOS değerlerini artırdığı, TAOK değerlerini ise azalttığı gözlendi. Cerrahi olmayan periodontal tedavi sonrasında MDA ve TOS değerlerinde anlamlı bir azalma, TAOK değerlerinde ise anlamlı bir artış tespit edildi. Ancak bu sitokinlerin cerrahi olmayan periodontal tedavi ile ilişkilerinin daha iyi anlaşılabilmesi için ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu sonucuna varıldı.Öğe Oral bölgede yapılan yumuşak ve sert doku ameliyatlarında hekimlerin hangi durumlarda tedaviyi gerçekleştireceklerinin veya bir üst kuruma sevk edeceklerinin çalışılan koşullara, eğitim durumlarına ve mesleki deneyimlerine göre araştırılması(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2022) Ersoy, Adil; Kalaycı, AbdullahÇalışmamızın amacı oral bölgede yapılan yumuşak ve sert doku ameliyatlarında hekimlerin hangi durumlarda tedaviyi gerçekleştireceklerinin veya bir üst kuruma sevk edeceklerinin çalışılan koşullara, eğitim durumlarına ve mesleki deneyimlerine göre araştırılmasıdır. Hazırladığımız ankette ağız, diş sağlığı merkezleri, diş hekimliği fakülteleri ve özel kurumlarda çalışan uzman ve uzman olmayan diş hekimleri ile çalışılmıştır. Anketimiz 20 sorudan oluşmaktadır. Toplam 312 kişi anketimize katılmıştır. Anket çalışması için Google Forms kullanılarak kişilere ulaşılmıştır. Çalışma kapsamında istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics kullanılmıştır. Kategorik veriler, sayı ve yüzde olarak ifade edilmiştir. Katılımcıların cinsiyetlerine, uzmanlık sahibi olma durumlarına, kurumlarında bir uzmanla çalışma durumlarına ve meslekte çalışma sürelerine göre verilen sorulara ilişkin değerlendirmelerinin karşılaştırmasında ki-kare testinden yararlanılmıştır. Çalışmamıza katılan hekimlerin % 15'i ağız, diş ve çene cerrahisi uzmanıdır. Elde edilen verilere göre ağız, diş ve çene cerrahisi uzmanları komplike olmayan (gömülü diş çekimi, apikal rezeksiyon, preprotetik sert doku cerrahisi, implant cerrahisi, biyopsi, vb.) işlemlerin hepsini gerçekleştirmekte fakat temporomandibular eklem cerrahisi, ortognatik cerrahi, vb. komplike işlemlerin çoğunu gerçekleştirmemektedir. Pratisyen diş hekimlerinde ise daha çok meslekte uzun yıllar çalışan ve özel kurumlarda çalışan kişiler basit cerrahi işlemleri uygulamaktadır. Pratisyen diş hekimleri ve ağız, diş ve çene cerrahları hastaların tedavilerinde işbirliği içinde çalışmalıdır. Hekimlerin klinik ve teorik eğitiminde bazı değişikliklerin ve yeniliklerin yapılması gerekmektedir.Öğe Rejeneratif endodontik tedavi prosedüründe kullanılan farklı irrigasyon solüsyonlarının; TGF-β1 büyüme faktörü salınımına, kök hücrelerin proliferasyon, adezyon ve morfolojisine etkisi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Dindar, Nur Küçükyıldız; Eldeniz, Ayşe ÜnverdiBu in vitro çalışmanın amacı; rejeneratif endodontik tedavide altın standart olan ve günümüzde rutin tedavi prosedüründe kullanılan etilen diamin tetra asetik asit (EDTA) ve EDTA'ya alternatif olabilecek farklı irrigasyon solüsyonları ile yüzey hazırlığı yapılan dentin disklerinden salınan TGF-β1'in ELİSA yöntemiyle, kök hücre davranışlarının ise MTT ve SEM yöntemleri kullanılarak incelenmesidir. Bu çalışmada 7 ayrı irrigasyon solüsyonunun (EDTA, sitrik asit, fosforik asit, fitik asit, etidronik asit, kitosan ve distile su); kök hücre davranışları ve TGF-β1 büyüme faktörünün salınımı üzerindeki etkileri karşılaştırılmıştır. Çalışmada kullanılan kök hücre ve dentin diskleri için kaynak olarak açık apeksli gömülü üçüncü molar dişler kullanılmıştır. Grupların hücreler üzerindeki sitotoksik etkilerini incelemek amacıyla diskler üzerine ekilen SCAPs; 3, 5 ve 7 gün boyunca inkübe edilmiştir ve sonrasında MTT testi yapılmıştır. Absorbans değerlerini elde etmek için her bir zaman diliminde uzaklaştırılan besiyerleri ELİSA okuyucuda 570 nm'de okutulmuştur. Solüsyonların kök hücre adezyon ve morfolojisi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla diskler üzerine ekilen hücreler 3, 5 ve 7 gün boyunca inkübe edilmiştir. Hücre ekimi yapılmayan diskler ise grupların smear tabakası uzaklaştırabilme etkinliğini incelemek amacıyla hazırlanmıştır. Hücre ekimi yapılan ve yapılmayan diskler altın ile kaplanarak sırasıyla x20000 ve x5000 büyütme altında SEM ile incelenmiştir. Grupların TGF-β1 salınımı üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla diskler üzerine ekilen hücreler 1, 3, 7 ve 14 gün boyunca inkübe edilmiştir ve her bir zaman diliminde uzaklaştırılan besiyerleri; ELİSA kiti kullanılarak 450 nm'de ELİSA okuyucuda okutulmuştur. Açık uçlu veriler için Kolmogrov-Smirnov testi sonucunda elde edilen p değeri 0.05'in üzerinde bulunarak veriler normal dağılım gösterdiği sonucuna ulaşılmış ve parametrik test yapılması uygun bulunmuştur. Araştırma kapsamında belirlenen MTT ve TGF-β1 değerlerinin 7 farklı irrigasyon solüsyonunda ölçüm zamanlarında farklılık gösterip göstermediğini ölçmek üzere tek yönlü Anova testi uygulanmıştır. Belirlenen MTT ve TGF-β1 değerlerinin 7 farklı irrigasyon solüsyonunda ve zamana bağlı değişimini birlikte analiz etmek üzere ise tekrarlayan ölçümlü Anova testinden yararlanılmıştır. MTT analizi ölçümleri ile ELİSA analizi ölçümlerinde 7 farklı irrigasyon solüsyonu arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). MTT analizine göre en yüksek hücre proliferasyonu 3. günde fosforik asitte, 5. günde EDTA'da ve 7. günde etidronik asitte gözlenmiştir. ELİSA analizine göre en yüksek TGF-β1 salınımını 1., 3., ve 7. günlerde fitik asitte gözlenirken, 14. günde EDTA'da gözlenmiştir. SEM analizine göre smear tabakası uzaklaştırabilme etkinliği kitosan ve distile su grubunda diğer gruplara göre yetersiz bulunmuştur. Hücre adezyonu açısından solüsyonların herhangi bir olumsuz etkisi tespit edilememiştir. Bu SEM analizinde birçok farklı hücre morfolojisinin mevcudiyeti gösterilmiştir.Öğe Üniversal bondingler içerisine katılan farklı MMP enzim inhibitörlerinin makaslama bağlanma dayanımı üzerine etkisi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Balaban, Elif Can Şimşek; Çetin, Ali RızaGünümüz diş hekimliğinde kompozit rezin restorasyonların klinik başarısını arttırmak için yapılan çalışmalar adeziv sistemlerdeki gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. Güncel adeziv sistemlerdeki gelişmeler diş sert dokularına bağlanmanın iyileştirilmesini ve uygulama prosedürlerinin kolaylaştırılmasını amaçlamaktadır. Hibrid tabakanın yavaş hidrolizinden sorumlu olan matriks metalloproteinazların (MMP) inhibisyonu rezin-dentin ara yüzünde daha stabil bir bağlantı elde edilmesine katkı sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı üniversal bondinglere MMP inhibitörleri eklemenin, makaslama bağlanma dayanımı üzerine etkilerini incelemektir. Bu çalışmada toplam 150 adet çekilmiş, çürüksüz, daimî molar insan dişleri ve klinik pratiğinde kullanımı yaygın olan üç farklı üniversal bonding ajan (Single Bond Universal (SBU), 3M ESPE, ABD; Nova Compo-B PLUS (NCP), IMICRYL, TRY; All Bond Universal (ABU), BISCO, ABD) kullanıldı. Bonding ajanların her birine %0,5 konsantrasyonda dört farklı MMP enzim inhibitörü (Hesperidin, Riboflavin, Üzüm çekirdeği ekstresi (ÜÇE), Klorheksidin) eklenerek deneysel bondingler oluşturuldu. Çekilmiş dişler kontrol veya deney bondinglerini uygulamak üzere 15 gruba ayrıldı. Okluzal bölgedeki mine dokusunun uzaklaştırılması için dişler elmas diskler ile uzun eksenlerine dik şekilde kesildi. Düz dentin yüzeyleri elde etmek için dişlerin kesilen yüzeylerine su soğutması altında zımpara yapıldı. Her bonding ajan kendisi ile aynı markaya ait olan kompozit rezinler (Filtek TM Ultimate, 3M ESPE, ABD; Nova Compo-C, IMICRLY, TRY; AELITETM All-Purpose Body, BISCO, ABD) ile restore edildi ve çalışma grupları hazırladı. Gruplardaki örnekler 24 saat boyunca distile su içerisinde bekletildi. Bu sürenin sonunda örneklere üniversal bir test cihazında (Marestek, TÜRKİYE) 1 mm/dk kuvvetle makaslama bağlanma dayanımı testi uygulandı ve elde edilen veriler One Way Anova testi ile istatistiksel olarak analiz edildi. (P=0,05) Çalışmaya dahil edilen üniversal bondinglerin kontrol grupları arasında en yüksek makaslama bağlanma dayanımı SBU grubunda, en düşük makaslama bağlanma dayanımı ise ABU grubunda gözlendi. Tüm gruplar arasında en yüksek makaslama bağlanma dayanımı %0,5 riboflavin eklenmiş olan SBU deney grubunda, en düşük makaslama bağlanma dayanımı ise %0,5 hesperidin eklenmiş olan ABU deney grubunda gözlendi. Kontrol gruplarına kıyasla, SBU ile ABU gruplarına %0,5 konsantrasyonda riboflavin eklenmesinin. NCP grubuna ise ÜÇE eklenmesinin makaslama bağlanma dayanımı değerlerini sayısal olarak yükselttiği, diğer MMP inhibitörlerinin ise makaslama bağlanma dayanımı değerlerini sayısal olarak düşürdüğü gözlendi. Ancak makaslama bağlanma dayanımı testi sonucunda gözlenen bu değişikliklerin hiçbiri istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Üniversal bonding ajanlar içerisine %0,5 konsantrasyonda MMP inhibitörü eklenmesi makaslama bağlanma dayanımı üzerine negatif bir etki oluşturmadı.Öğe Farklı periodontal durumdaki bireylerde viseral yağ alanının tükürükteki proenflamatuvar sitokin, adipokin, total oksidan ve total antioksidan seviyelerine etkisinin değerlendirilmesi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2024) Güngen, Baran Uğur; Velioğlu, Emine Elif MutafcılarPeriodontal hastalıklar pro ve anti enflamatuvar sitokinler, oksidan ve antioksidan moleküller gibi birçok mediatörün ve konak cevabını etkileyebilen obezite gibi sistemik durumların rol oynadığı kronik enflamatuvar hastalıklardır. Bu çalışmanın amacı vücut kompozisyon parametreleri ile tükürükte bulunan sitokinlerden İnterlökin-1β(IL-1β), Tümör Nekrotizan Faktör-α(TNF-α), İnterlökin-6(IL-6), tükürükte bulunan adipokinlerden Leptin(LEP), Adiponektin(ADP), Resistin(REZT), Visfatin(VF) ile tükürük total oksidan ve antioksidan seviyelerininin periodontal sağlık ve farklı derecelerde periodontal hastalık durumlarında değerlendirmektir. Çalışmaya; Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvuran sistemik olarak sağlıklı ve sigara içmeyen toplam 80 birey (Klinik Sağlık, n=20, Gingivitis, n=20, Evre 3 Derece B Periodontitis; n=20, Evre 3 Derece C n=20) dahil edildi. Sondlama cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS), plak indeks (Pİ), gingival indeks (Gİ) ve sondlamada kanama yüzdesi (SKY) ve çürük-kayıp-dolgulu diş indeksleri(DMFT) gibi klinik periodontal kayıtlar alındı ve uyarılmamış tükürük örnekleri toplandı. Selçuk Üniversitesi, Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda biyoempedans analizi cihazı ile hastaların Vücut Yağ Oranı (VYO), Bel-Kalça Oranı (BKO), Viseral Yağ Alanı (VisYA), Vücut Yağ Ağırlığı (VYA), Toplam Vücut Suyu (TVS), İskelet Kas Ağırlığı (İKA) ve Bazal Metabolik Hız (BMH) gibi antropometrik ölçümleri yapıldı. IL-1β, TNF-α, IL-6, LEP, ADP, REZT ve VF seviyeleri ELISA yöntemi ile değerlendirildi. Tüm istatistiksel analizler R version 4.1.2. (The R Foundation for Statistical Computing, Vienna, Austria; https://www.r-project.org) istatistiksel yazılım dili yardımıyla gerçekleştirildi. İstatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olup olmadığı tek yönlü varyans analizi (One-way ANOVA), sonrasında Tukey HSD çoklu karşılaştırmaları ile; Welch's F testi ve sonrasında Games-Howell çoklu karşılaştırmaları ile; normal dağılım göstermeyen gruplarda Kruskal Wallis H testi, sonrasında anlamlı bulunan parametreler için Bonferroni düzeltmesinde sonra Dunn testi yapılarak çoklu karşılaştırmalar yapılarak değerlendirildi. Çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre yaş ortalamaları Derece B Periodontitis grubunda en yüksek (p<0.05), gingivitis grubunda en düşük iken sağlıklı ve Derece C periodontitis grubu yaş açısından benzer iken cinsiyet açısından gruplar arası fark görülmedi. Pİ, Gİ, SCD, SKY, KAS, DMFT, VYA, VYO, BKO, VKİ, VisYA ile IL-1β total ve IL-1β konsantrasyon seviyeleri Periodontitis Evre 3 Derece B ve Periodontitis Evre 3 Derece C grubunda sağlıklı ve gingivitisli gruba kıyasla istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gruplar obez, fazla kilolu ve normal kilolu olarak kıyaslandığında Pİ, Gİ, SCD, SKY, KAS, DMFT, VYA, VYO, BKO, VisYA, IL-1β, IL-6, ADP, ADP KNS, VF, REZT, REZT KNS, ile LEP seviyeleri ölçümleri obez grupta istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gruplar VisYA <100cm2 ve VisYA ≥100cm2 olan bireyler olarak kıyaslandığında Pİ, Gİ, SCD, SKY, KAS, DMFT, VYA, VYO, BKO, VKİ, ADP ve REZT, REZT KNS, VF, LEP, IL-1β seviyeleri istatistiksel olarak daha yüksek bulunmuştur(p<0.05). Klinik parametrelerden SCD, KAS, SKY, Gİ, Pİ ve DMFT skorları ile VYO, BKO, VisYA ve VKİ parametreleri arasında pozitif korelasyon tespit edilmiştir(p<0.05). Periodontitis gruplarında VYO, BKO, VisYA, VKİ ve VYA değerleri ile biyokimyasal parametrelerden IL-1β, TNF-α, IL-6, LEP, ADP, REZT, ve VF seviyeleri arasında pozitif korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Bu çalışma sonuçlarına göre; periodontal hastalık ve obezitenin patogenezinde rol oynayan proenflamatuvar adipositokinlerin vücut kütle indeksi ve viseral yağ alanı ile pozitif korelasyon gösterdiği tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sınırları dahilinde periodontal hastalığın şiddetlenmesinde viseral yağ alanı artışı ile adipositokinlerin rolü olduğu sonucuna varılmıştır. Adipositokinlerin periodontal hastalık şiddeti ile ilgili bilgi verebileceği ancak periodontal hastalık şiddetini ve ilerleyişini kesin olarak gösteren belirteçler olduklarının belirlenebilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir.Öğe Kısmi dişsiz maksillada farklı implant konumlarının implant üstü sabit protezlerde oluşan streslere etkisinin sonlu elemanlar stres analiz yöntemiyle değerlendirilmesi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Ercan, Mehmet Emin; Eraslan, OğuzGünümüzde, tek diş eksikliğinden total diş eksikliğine kadar olan durumların tedavilerinde implant destekli sabit veya hareketli protezler sıklıkla tercih edilmektedir. Biyomekanik faktörler, dental implantların uzun dönem başarısını etkilemektedir. İmplantların üzerine iletilen yükler; yükün tipine, implantların boyutlarına, implantların yüzey özelliklerine, protez tipine, implant çevresindeki kemiğin yapısal özelliklerine ve implantların yerleşimine göre implant-kemik ara yüzünde strese(gerilime) neden olmaktadır. Cerrahi teknikler ne kadar başarılı olursa olsun implantlar üzerine gelecek kuvvetler kemik kayıplarına ve implant kaybına yol açabilmektedir. Kuvvetlerin dengeli dağılımı açısından implant konumları kritik öneme sahiptir. Bu çalışmada dental implantlarda konum farklılığının, kemik ve implant bileşenlerinde oluşturduğu stres analizi incelenmiştir. Bilgisayar ortamında hazırlanan üç farklı implant konumuna sahip 6 model üç boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemiyle incelenmiştir. Çalışma sonucunda gruplar arasında farklı stres dağılımları oluşmuştur.Öğe Kliniğimize gelen hastaların dental korku ve hasta memnuniyetleri arasındaki ilişkinin tedaviyi yapan gruplara ve sosyo-demografik verilere göre değerlendirilmesi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2022) Uyanık, Hatice Kübra; Aydınbelge, Hale ArıBu çalışmanın amacı; endodontik tedavi yaptırmak üzere kliniğe gelen hastaların tedavi öncesi dental korku düzeylerini ve tedavi sonrası memnuniyet seviyelerini sosyo-demografik faktörlere ve tedaviyi yapan gruplara göre değerlendirmek, memnuniyeti artırıp korkuyu azaltmak için neler yapılabileceğini saptamak ve verilen klinik eğitimin değerlendirilmesine katkı sağlamaktır. Çalışmamızda fakültemizde öğrenim gören, 4. sınıf ve 5. sınıf öğrencilerinin ve endodonti bölümünde uzmanlık ve doktora programında eğitim alan asistanların olmak üzere 3 grubun hastası değerlendirilmiştir. Çalışmaya kliniğimizde kanal tedavisi uygulanacak çalışmaya katılmayı kabul edip onam formunu imzalayan 300 hasta dahil edilmiştir. 4.sınıf, 5.sınıf ve asistan hastaları 100 er kişi olacak şekilde gruplar arası eşitlik sağlanmıştır. Kliniğimize 20.05.2022 tarihi ile 15.07.2022 tarihleri arasında gelen hastaların sosyo-demografik faktörler, dental korku ve memnuniyet ile ilgili doldurduğu anketler değerlendirilmiştir.Tüm veriler bilgisayarda SPSS for Windows 22 ve AMOS 24.0 programına kaydedilerek analiz edilmiştir. Çalışmamızda köyde veya kırsal kesimlerde yaşayan kişilerin korku düzeylerinin şehir merkezlerinde yaşayanlara göre daha yüksek olduğu, yaş arttıkça dental korkunun azaldığı ve çalışan kişilerin memnuniyet düzeylerinin çalışmayan kişilerden düşük olduğu tespit edilmiş, bunların dışında, diğer sosyo-demografik faktörler korku ve memnuniyeti istatistiksel olarak anlamlı derecede etkilememiştir. Son 6 ay içerisinde kanal tedavisi yaptıran hastaların korku düzeyi yaptırmayan hastalara göre daha düşük bulunmuştur. Hastalar dental tedavi sırasında kaslarının gerildiğini, en çok anestezi iğnesini hissederken ve dişlerine kanal yapılacağını düşündüğünde korku ve gerginlik duyduğunu bildirmiştir. Hastalar en çok diş hekiminin tutumundan memnunken, bir sonraki randevu uzunluğundan, tedavi süresinin uzunluğundan ve bekleme süresinin uzunluğundan daha az memnundu. Dental korku düzeyi yüksek olan hastaların memnuniyet oranı diğer hastalara göre daha düşüktür.Öğe Sodyum-TRİ-metafosfatla muamele edilmiş yumurta kabuk ve zar tozu içeren vernik ve biyoaktif cam verniğin erozyonu önlemedeki etkinliklerinin flor vernik ile karşılaştırılması: In vitro(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2023) Cengiz, Hande Yalçınkaya; Ülker, Hayriye EsraBu in vitro çalışmanın amacı sodyum-tri-metafosfatla muamele edilmiş yumurta kabuk ve zar tozu içeren vernik ve biyoaktif cam verniğin erozyonu önlemedeki etkinliklerinin flor vernik ile karşılaştırılmasıdır. Erozyon döngüsü için 72 adet molar dişin bukkal yüzünde iki adet pencere oluşturulmuştur. Pencerelerden birine vernik [Flor vernik (FV, Metroberry, Imicryl), STMP ile muamele edilmiş yumurta kabuk ve zar tozu içeren vernik (YKZT, Bio Viera, Imicryl) ve biyoaktif cam vernik (BAG, Polimo, Imicryl)] uygulanırken diğer pencere kontrol olarak kullanıldı. Asitli şurup (Atarax) günde 3 kez, asitli içecek (Coca-Cola) günde 4 kez olacak şekilde 5 gün boyunca erozyon döngüsü uygulandı. Örneklerin yüzey özellikleri incelemek için SEM (Taramalı Elektron Mikroskobu) görüntüleri alındı (n=1). Numunelerin ATR-FTIR cihazı (Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi) ile CO3-2 ve PO4-3 pik spektrumları, karbonat ve fosfat bant alanları ve Karbonat (CO3-2 )/Fosfat (PO4-3 ) oranları tespit edildi (n=6). Yüzey mikrosertliği Vicker's sertlik test cihazı ile ölçüldü (n=5). Veriler tek yönlü varyans analizi (one-way ANOVA) ve Post-Hoc Tukey testi ile analiz edildi. Elde edilen SEM görüntülerinde verniklerin koruyucu etkileri gözlendi. Gruplar arası karşılaştırmada FV ile YKZT grupları arasında 875 cm-1 v2 CO3-2 pik spektrumu ve mikro sertlik değerleri arasında farklılık tespit edildi (p<0.05). Diğer parametrelerde gruplar arası farklılık görülmedi (p>0.05). Asitli şurup ve içecek ile demineralize edilmiş vernik gruplarında CO3-2 ve PO4-3 pik spektrumları kendi kontrolleri ile arasında bir farklılık gözlenmedi (p>0.05). Asitli şurup ve içecek ile demineralize edilmiş vernik gruplarında sadece Karbonat v2 bandında FV ve FV-K arasında bir farlılık bulundu (p<0.05). Diğer bant alanları ve CO3-2 /PO4-3 oranları erozyona karşı vernik alanları ile kontrol alanları benzer bulgular sergiledi (p>0.05). Mikrosertlik analizlerine göre asitli şurup ile demineralize BAG grubu ve asitli içecek ile demineralize edilmiş FV grubu kontrolü ile benzer bulundu (p>0.05). Diğer gruplar kontrolden farklı idi (p<0.05). Çalışmamızda test edilen STMP ile muamele edilmiş yumurta kabuk ve zar tozu içeren vernikler ve Biyoaktif cam vernikler erozyona karşı flor verniklerle benzer koruyucu etki göstermiştir. Araştırılan verniklerin günümüzde önemi gitgide artan koruyucu diş hekimliğinin en çok üzerinde durduğu konulardan birisi olan asit erozyonuna karşı flor verniklere alternatif olarak kullanılabileceğini gösterilmiştir.Öğe Cinsiyetin ve menstrual siklus döneminin sabit ortodontik tedavi sırasında algılanan ağrı ve hayat kalitesi üzerindeki etkisi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2021) Öztürk, Merve; İleri, ZehraBu klinik çalışmamızın amacı, cinsiyetin ve menstrual siklusun ortodontik tedavi başlangıcında algılanan ağrı düzeylerini ölçmek ve hayat kalitesi üzerindeki etkisini karşılaştırmalı olarak araştırmaktır. Çalışmamıza her grupta 30 kişi olmak üzere 60 birey dahil edilmiştir. Hastaların yaşları 16-22 arasında bulunmaktadır. Sabit ortodontik tedavi kararı verilen hastalara üç farklı durumda üç farklı periyotta VAS, VRS-4 ve OHIP-14 anketleri yapılmıştır. Anket sonuçları erkekler ve menstrual döneme göre ikiye ayrılmış kız grupları (foliküler ve luteal) olacak şekilde 3 grup açısından karşılaştırılmıştır. Hastalardan veri toplama zamanları, tedavi öncesi (T0), tedaviye başlandıktan 4 saat sonra (T1) ve 24 saat sonra (T2) olarak belirlenmiştir. Çiğneme, ön dişlerle ısırma ve arka dişlerle ısırma sırasında hissettikleri ağrı düzeylerini ölçmek için VAS ve VRS-4 anketlerini, hayat kalitesini değerlendirmek amacıyla da OHIP-14 anketini doldurmaları istenmiştir. Üç zamanda üç grup arasında (Erkek, Kız Foliküler, Kız Luteal) OHIP, VAS, VRS-4 değerlerinin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. İki grup arasında (Kız Foliküler, Kız Luteal) OHIP, VAS, VRS-4 değerlerinin karşılaştırılmasında Mann Whitney U testi kullanılmıştır. OHIP sorularının tek tek karşılaştırılmasında Ki-kare testi kullanılmıştır. Tedaviden 4 saat sonra (T1) çiğneme sırasında hissedilen ağrı algısı bakımından erkek grubu ile luteal faz kız grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur ve luteal faz kız grubunda hissedilen ağrı algısı daha fazladır. T1 döneminde arka dişlerle ısırma yapıldığında hissedilen ağrı algısı bakımından erkek grubu ile hem foliküler hem de luteal kız grupları arasında anlamlı olarak bir fark bulunmuştur ve arka dişlerle ısırmada hissedilen ağrı algısı erkeklerde daha düşük olduğu görülmüştür. Tedaviden 24 saat sonra (T2) alınan VAS ölçümleri sonucuna göre üç grup arasında çiğneme sırasında, ön dişlerle ısırma yapıldığında ve arka dişlerle ısırma yapıldığında hissedilen ağrı algısı bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışmamızın sonucunda üç farklı periyotta üç grupta da hayat kalitesi açısından gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Tedavi başlagıcından sonraki 24. saatte ortodontik ağrı en üst seviyeye ulaşmaktadır. Ortodontik tedavi başlagıcında hayat kalitesi düşmektedir. Luteal fazda, foliküler faz ve erkeklere göre hissedilen ağrı miktarı daha yüksektir.Öğe Diş hekimliği öğrencileri tarafından yapılan kök kanal tedavilerinin teknik kalitesinin değerlendirilmesi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2021) Duru, Ayşe; Aydınbelge, Hale ArıBu retrospektif çalışmanın amacı, Selçuk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Kliniği'nde 2018-2019 yılları arasında 5. sınıf stajyer diş hekimleri tarafından yapılmış kök kanal tedavilerinin periapikal radyograf üzerinde teknik kalitesini incelemek, yapılan iyatrojenik hataları tespit etmek ve bu hataların olası sebeplerini incelemek ve tedavi kalitesinin arttırılmasına katkıda bulunmaktır. Çalışmamızda 2018 Eylül-2019 Haziran tarihleri arasında 5. sınıf stajyer diş hekimlerinin paslanmaz çelik eğelerle, lateral kondenzasyonla yapmış olduğu 1235 dişe ait kök kanal tedavisinin radyografik teknik kalitesi değerlendirilmiştir. Kök kanal tedavileri; kök kanal dolum uzunluğu ve radyolojik apeks arasındaki mesafe 0-2 mm ise, kök kanal dolumu homojen, kök kanal dolumu kurondan apekse doğru daralarak konik bir formda izleniyorsa ve kök kanal tedavisi gerçekleştirilmiş diş alet kırığı, basamak oluşumu, zipping, strip perforasyon gibi iyatrojenik hatalar içermiyorsa yeterli-başarılı kabul edilmiştir. Kök kanal dolgu kalitesi ile diş grupları arasındaki ilişkinin istatistiksel değerlendirmesi ki-kare testi kullanılarak yapılmıştır (p=0.050). Kök kanalının eğimli veya düz olması da değerlendirilmiştir. Kabul edilir başarılı kök kanal dolumu 1235 dişten 780 (%63,2) dişte görülmüştür. Maksilladaki dişler (%67,8), mandibuladaki dişlerden (%58) daha başarılı (p<0,050) bulunmuş ve her iki çenede molar dişlerin başarısı (%47), anterior (%84,9) ve premolar (%80,8) bölgedeki dişlerin başarısından düşük bulunmuştur (p<0,050). Toplam dişlerin %13,5 inde iyatrojenik hata görülmüştür. Eğimli kök kanallarında iyatrojenik hata oranının arttığı (%68,6) ve yeterli kök kanal dolum oranının (%17) azaldığı görülmüştür. Bu çalışmamızda, 5. sınıf stajyer öğrenciler tarafından yapılan kök kanal tedavilerinin radyografik teknik kalitesini etkileyen en önemli faktörler; dişin ağız içinde bulunduğu lokalizasyon ve kök kanallarının eğimli olması bulunmuştur.Öğe İki farklı molar distalizasyon yönteminin molar erüpsiyon safhalarına göre sonlu elemanlar yöntemi ı̇le incelenmesı̇(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2021) Akar, Selda; İleri, ZehraBu çalışmada, modifiye palatinal ankraj plağı ve bukkal minivida kullanılarak yapılan iki farklı molar distalizasyon yönteminin ikinci ve üçüncü molar dişlerin farklı sürme evrelerine göre sonlu elemanlar yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Molar erüpsiyon evreleri şu şekildedir; evre 1: İkinci molar diş birinci moların servikal üçlüsünde, evre 2: İkinci molar diş tamamen sürmüş, evre 3: Üçüncü molar diş ikinci moların servikal üçlü seviyesindedir. İki distalizasyon mekaniği modeli; palatinalde modifiye palatal ankraj plağı (MPAP) ve bukkal tarafa yerleştirilmiş mini vidalardan oluşmaktadır. Birinci molar dişte ve periodontal ligamette oluşan en yüksek Von Mises stres değerlerinin tüm modellerde dişin kuvvet uygulanan bölgesinde oluştuğu tespit edilirken en düşük stres değerlerinin ise kök uçlarında oluştuğu belirlenmiştir. Sagıttal yönde yer değiştirme miktarına bakıldığında her iki mekanikte de birinci molar dişlerde distale devrilme görülmektedir ancak palatinalden kuvvet uygulamasının, molar dişlerde daha fazla distale devrilme yaptığı sonucuna varılmıştır. Her iki mekanikte de evre 1'den evre 3'e doğru birinci molar dişin distale hareket miktarında azalma görülmüştür. Birinci molar dişler palatinal mekanikte mesiopalatinal, bukkal mekanikte mesiobukkal rotasyona uğramıştır. Molar erüpsiyon evrelerine göre karşılaştırıldığında her iki mekanikte de evre 1'de en fazla rotasyon görülmüştür. Vertikal yönde yer değiştirme miktarına bakıldığında tüm modellerde mesial tüberküllerde ekstrüzyon, distobukkal tüberküllerde intrüzyon görülmüştür. Sabit tedavide distalizasyonda ikinci molar dişin tamamen sürmüş olması daha paralel hareket sağlamakla birlikte distalizasyon miktarını azaltmaktadır. İkinci molar ve üçüncü molar diş folikülünün olması her iki mekanikte de birinci molar dişin distalizasyon miktarını olumsuz etkilemiştir.Öğe Farklı periodontal durumlarda dişeti oluğu sıvısında WNT-5a, sFRP5, Il-8, RANKL ve OPG düzeylerinin karşılaştırılması(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2021) Güneş, Müslüme; Marakoğlu, İsmailPeriodontal dokularda patojenik dental biyofilme karşı gelişen konağın immüno-enflamatuvar yanıtı periodontal sağlık/hastalık dengesi ile doğrudan ilişkili olup hastalık patogenizini anlamaya yönelik yapılan çalışmalar önem kazanmaktadır. Bu çalışmada farklı periodontal durumlarda DOS WNT-5a, sFRP5, IL-8, RANKL ve OPG seviyelerinin kesitsel olarak incelenmesi ve periodontal klinik parametreler ile DOS sitokin seviyeleri arasındaki ilişkiyi araştırmak hedeflenmiştir. Bu çalışma periodontal sağlık ve hastalık durumlarında DOS sFRP5 seviyelerinin değerlendirildiği ilk araştırmadır. Çalışmaya, Selçuk Üniversitesi Periodontoloji Anabilim Dalı kliniğine başvuran sistemik olarak sağlıklı ve sigara içmeyen 81 gönüllü birey dahil edildi. Sondlama cep derinliği (SCD), klinik ataşman seviyesi (KAS), plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ)ve sondlamada kanama yüzdesi olmak üzere klinik periodontal kayıtlar alınarak ve radyografik inceleme ile teşhis konan hastalar çalışma gruplarına ayrıldı. Periodontal teşhiste "Periodontal ve Peri-implant Hastalık ve Durumların Sınıflandırılması 2017" kriterleri kullanılarak bireyler gruplandırıldı: periodontal olarak sağlıklı (S) 20, gingivitis (G) 20, periodontitis derece B (B) 20 (alt grup: Evre II:11 ve Evre III: 9), periodontitis derece C (C) 21 (alt grup: Evre III:12 ve Evre IV: 9). Her yarım çenede bir diş olmak üzere toplam dört dişten standart kağıt şeritler (Periopaper) ile DOS örnekleri toplandı ve hacim ölçümleri Periotron cihazı ile yapıldıktan sonra tek Eppendorf tüpte -80˚C'de saklandı. DOS sitokin seviyeleri ELISA yöntemi ile analiz edildi. DOS WNT-5a seviyesi açısından B grubu ile S, G ve C grupları arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmiş olup ortalamalara bakıldığında en yüksek sırasıyla G, B, S ve C'dir. Çalışma grupları arasında DOS sFRP5, RANKL, OPG ve IL-8 seviyeleri açısından anlamlı bir farklılık görülmedi. Alt grupların karşılaştırmasında B grubu evre III'ün C grubu evre III'e göre DOS RANKL konsantrasyon seviyesi, RANKL/OPG konsantrasyon oranı ve IL-8 total miktar seviyesi anlamlı olarak daha yüksek bulundu. WNT-5a/sFRP5 oranının G grubunda, RANKL/OPG oranının S grubunda peridontitis olanlara göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu görüldü. KAS ile DOS WNT-5a seviyesi ve WNT-5a/sFRP5 oranı arasında ayrıca klinik parametreler (KAS hariç) ve DOS hacmi ile RANKL/OPG oranı arasında anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki saptandı. VKİ ile SCD ve KAS arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişkili, yaş ile WNT-5a/sFRP5 oranı arasında anlamlı ve negatif yönlü ilişkili bulundu. WNT-5a ve sFRP5 agonist-antagonist çiftinin enflamasyondaki spesifik rolü dokuya özgü immün mikro-ortama veya immüno-enflamatuvar yanıtın aşamasına bağlı olabilir. Kemik metabolizmasında da WNT-5a'nın etkisini hücre tipine özgü farklı post-translasyonel modifikasyonlarından kaynaklanabilecek bir etki olarak yanıt veren hücreler belirleyip tek taraflı olarak osteogenez veya osteoklastogenezi teşvik etmekten çok kemik homeostazına katkıda bulunduğu varsayılmaktadır. Çalışma sonuçlarında da KAS ile DOS WNT-5a ve WNT-5a/sFRP5 oranı negatif korelasyon gösterdiği için periodontal hastalık teşhis ve prognozunda WNT-5a ve sFRP5 rolünün ve RANKL/OPG sistemi ve IL-8 kemokin ağı ile ilişkisinin daha iyi anlaşılması ve terapötik potansiyellerinin değerlendirilebilmesi için daha fazla ileri çalışmaya ihtiyaç vardır.Öğe Periodontal splintlerde farklı splint tasarımı ve materyallerinin stres dağılımı üzerine etkisi: Üç boyutlu sonlu eleman analizi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2021) Gülbey, Erkin; Hakkı, Sema S.Periodontal hastalık nedeniyle dişlerin etrafındaki ilerleyici ataçman kaybı, diş hareketliliğinin artmasına neden olabilir. Bu da hastanın konforunu, fonksiyonunu ve estetiğini olumsuz etkiler. Periodontal splintleme, fonksiyonel ve parafonksiyonel kuvvetleri yeniden dağıtarak stabilitenin sağlanmasına yardımcı olur. Periodontal splintleme için fiber destekli kompozit, kompozit rezin ve metal destekli kompozit sıklıkla kullanılır. Çalışmamızda, anteriorda ve posteriorda periodontal defektli dişlerin splintlenmesinde farklı materyal ve splint tasarımlarının sonlu elemanlar stres analizi ile kıyaslanması amaçlanmaktadır. Çalışmamızda BT görüntüsünden faydalanılarak anteriorda 12, posteriorda 36 model ile farklı defekt tipleri ve farklı splint materyallerinin kullanıldığı çalışma grupları oluşturulmuştur. Hazırlanan modellerde çiğneme kuvvetleri simüle edilerek diş ve çevre dokular üzerinde oluşan maksimum principal ve Von Mises stresleri sonlu elemanlar stres analizi değerlendirildi. Çalışmamızda horizontal defektli anterior splint modellerinde dikey kuvvetler uygulanarak spongiyoz kemik analizlerinde en fazla stres 43 ve 33, en az 42 ve 32, kortikal kemikte en fazla 43 ve 33, en az 31 ve 41, oblik kuvvetlerle spongiyoz kemikte en fazla 43 ve 33, en az 41 ve 31, kortikal kemikte en fazla 42 ve 32, en az 41 ve 31, vertikal defektli anterior splint modellerinde dikey kuvvetlerle spongiyoz kemikte en fazla 42, en az 31, oblik kuvvetlerle en fazla 43 ve 33, en az 31, kortikal kemikte en fazla 32, en az 31, oblik kuvvetlerle en fazla 41, en az 31; furkasyon defektli posterior modellerde spongiyoz ve kortikal kemikte dikey kuvvet analizlerinde en fazla stres 37, en az 35, oblik kuvvetlerde en fazla 37, en az 36, horizontal defektli posterior splint modellerinde spongiyoz ve kortikal kemikte dikey ve oblik kuvvet analizlerinde en fazla 37, en az 36, vertikal defektli posterior splint modellerinde spongiyoz kemikte dikey ve oblik kuvvet analizlerinde en fazla 37, en az 36, kortikal kemikte dikey kuvvetlerle en fazla 36, en az 35, oblik kuvvetlerle en fazla 37, en az 36 numaralı diş bölgelerinde ölçüldü. Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde her hastada aynı splint çeşidini uygulamaktansa defekt şekline göre uygulanacak splintin çeşidi değerlendirilebilir çünkü çalışmamızda görüldüğü kadarıyla çeşitli splint tasarımlarıyla çalışmamızdaki defekt tiplerinde değişken sonuçlar gözlenmiştir.Öğe Maksiller sinüs hacminin dental ark formu ve palatal kemik derinliği ile ilişkisinin konik ışınlı bilgisyarlı tomografi ile retrospektif olarak değerlendirmesi(Selçuk Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, 2021) Çelikel, Erkan Taner; Yaşar, FüsunMaksiller sinüs paranazal sinüslerin en büyüğü olup tabanını maksillanın alveolar parçasının oluşturduğu piramit şeklinde bir yapıdır. Posterior maksiller dişlerle yakın bir anatomik ve fonksiyonel ilişki içindedir. Maksiller sinüs morfolojisi ve boyutlarını değerlendirme prosedürleri dentofasiyal görüntüleme teknolojilerindeki yeni gelişmelerle birlikte iyileşmiştir. Konvansiyonel iki boyutlu radyografilere göre, konik-ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT), dental ve çene-yüz bölgeleri hakkında 3 boyutlu olarak detaylı bilgi sağlar. KIBT, geleneksel bilgisayarlı tomografiden (BT) daha düşük radyasyon dozu, daha kısa bir kazanım süresi ve daha düşük maliyetler gibi bazı avantajlara sahiptir. Bu çalışmanın amacı, KIBT ile görüntüsü alınmış hastaların görüntüleri üzerinde maksiller alveoler kemik ile palatal kemik arasındaki açı (MAK-PK), palatal derinliğin uzunluğu ve sinüs hacimleri hesaplanıp incelenecektir. Dental ark formu aksiyel kesitlerde incelenip sınıflandırılacaktır. Dental ark formunun, palatal derinliğin ve MAP-PK açısının sinüs hacminin ilişkisi incelenecektir. Ölçümler güvenilirlik açısından üç hafta sonra aynı gözlemci tarafından tekrarlanacaktır. Bu çalışmada 236 (106 kadın, 130 erkek) hastaya ait KIBT görüntüleri incelenmiştir. Maksiller sinüsün tam olarak izlenebildiği konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri çalışmaya dahil edilecektir. Ayrıca düşük diagnostik kalitede olan görüntüler çalışmaya dâhil edilmeyecektir. İstatistiksel analiz için SPSS (Statistical Package for Social Sciences, versiyon 22) kullanılmıştır. Çalışmamızdan elde edilen bulgulara göre sağ ve sol maksiller sinüs hacmi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı, erkeklerdeki maksiller sinüs hacminin ise kadınlara göre anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Dental ark formuyla maksiller sinüs hacmi karşılaştırıldığında sadece konik ark formuyla kare ark formu arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Palatal derinlik ile maksiller sinüs hacim ortalaması arasında anlamlı pozitif zayıf korelasyon olduğu görülmüştür. MAK-PK açısı ile maksiller sinüs hacmi arasında bir ilişki bulunamamıştır. Yaş arttıkça maksiller sinüs hacminde azalma görülmektedir. Posterior maksillada yapılacak cerrahi operasyonlar için maksiller sinüsün özelliklerini ve kapladığı alanı bilmek ayrıca maksiller sinüsün hacminin hangi kriterlere göre değiştiğini bilmek gerekir.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »