Yazar "Akman, Cemal" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 10 / 10
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Anti-tumor necrosis factor-alpha therapy is associated with less frequent mood and anxiety disorders in patients with rheumatoid arthritis(WILEY-BLACKWELL PUBLISHING, INC, 2009) Uguz, Faruk; Akman, Cemal; Kucuksarac, Seher; Tufekci, OsmanThe purpose of the present study was to examine the current prevalence of mood and anxiety disorders, and factors related to mood and anxiety disorders in patients with rheumatoid arthritis (RA). The study sample included 83 consecutive patients with RA who were admitted to a rheumatology outpatient clinic. Diagnoses of psychiatric disorders were determined using the Structured Clinical Interview for DSM-IV (SCID-I). To assess physical disability and disease activity, the Health Assessment Questionnaire and the Disease Activity Score, respectively, were used. The prevalence of any mood or any anxiety disorder was 43.4%. The two most common psychiatric diagnoses were major depression (21.7%) and generalized anxiety disorder (16.9%). Mood and anxiety disorders were unrelated to sociodemographic features, disease-related factors, and medications for RA except anti-tumor necrosis factor-alpha (TNF-alpha). These disorders, however, were identified less frequently in patients with RA receiving anti-TNF-alpha drugs compared to patients who did not receive such medications. Patients with RA frequently have mood and anxiety disorders, and anti-TNF-alpha drugs may be useful for the mental status of these patients.Öğe Bir Eğitim Hastanesinde İstenen Psikiyatri Konsültasyonlarının Değerlendirilmesi(2006) Göktaş, Kasım; Yılmaz, Ertan; Kaya, Nazmiye; Akman, CemalAmaç: Bu çalışmada bir eğitim hastanesinde verilen psikiyatrik konsültasyon hizmetlerinin hastaların sosyode-mografik özelliklerine, istenen kliniklere, isteme nedenlerine, psikiyatrik tanılara ve tedavilere göre dağılımı incelenmiştir. Yöntem: 15.06.2004-15.10.2004 tarihleri arasında Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'nde tüm kliniklerde ayaktan ve yatarak takip edilen psikiyatri konsültasyonu istenen hastalar çalışmaya alınmıştır. Sonuçlar: Çalışmaya 138'ü (%35.4) erkek, 252'si (%64.6) kadın olmak üzere toplam 390 hasta alınmıştır. Hastaların yaş ortalaması 4117.6'dir. Konsültasyonların %61.5'i (n240) yatarak takip edilen hastalardan, %38.5'i (n150) ayaktan takip edilen hastalardan istenmiştir. Konsültasyon istemlerinin büyük kısmı dermatoloji (%21.8), acil servis (%13.6), nöroloji (%12.3), dahiliye kliniklerinden (%9.7) yapılmıştır. En sık konsültasyon isteme nedeni bir gerekçe gösterilmeksizin hastanın psikiyatrik yönden değerlendirilmesidir (%31.8). Diğer nedenler depresif yakınmalar (%15.2), intihar girişimi (%14), anksiyete yakınmalarıdır (%7.2). Yapılan psikiyatrik değerlendirme sonrasında, konsültasyonların %83.4'ünde (n316) bir psikiyatrik bozukluk bulundu. En sık konulan psikiyatrik tanılar depresyon (%39.3), anksiyete bozuklukları (%16.6), somatoform bozukluklar (%6.6), organik mental bozukluklardır (%5.5). Hastaların %65.4'ü antidepresanlarla, %9.8'i antipsikotiklerle, %3.7'si benzodiazepinlerle tedavi edilmiş; %19.4'üne ilaçsız takip önerilmiştir. Tartışma: Fiziksel hastalığı olan hastalarda depresyon başta olmak üzere çeşitli psikiyatrik bozukluklar sık görülmektedir. Bu nedenle "Konsültasyon-Liyezon Psikiyatrisi" birimlerinin önemi giderek artmaktadır.Öğe The impact of psychiatric disorders on quality of life in patients with rheumatoid arthritis(CUMHURIYET UNIV TIP FAK PSIKIYATRI ANABILIM DALI, 2009) Uguz, Faruk; Kucuksarac, Seher; Akman, Cemal; Tufekci, OsmanObjective: In recent years, the relationship between quality of life (QoL) and mental disorders in subjects with medical illnesses has been acquiring more importance. The present study was designed to examine the effects of psychiatric disorders on QoL in patients with rheumatoid arthritis (RA). Methods: The study was carried out among patients with RA who admitted to rheumatology outpatient clinic of department of physical medicine and rehabilitation of an university hospital. The study sample included 30 RA outpatients with axis I psychiatric disorder, 30 RA outpatients and 30 healthy subjects without any axis I psychiatric disorder. The psychiatric disorders were determined by means of the Structured Clinical Interview for DSM-IV. To determine the participants' QoL levels, we used the World Health Organization QoL Assessment-Brief (WHOQOL-BREF). Disease activity for RA was assessed with the Disease Activity Score. Results: Most of patients with RA were women, and they were mostly taking medications such as non-steroid anti-inflammatory drugs, corticosteroids, and metothrexate. Of RA patients with psychiatric disorders, 50% (15) had only depressive disorders, and 20% (6) had only anxiety disorders. The study groups had similar features with respect to age, sex, educational level, and marital status. There was no significant difference for treatments, disease duration and disease activity between RA patients with and without axis I psychiatric disorder. The QoL levels of all domains were lowest in RA patients with a psychiatric diagnosis. In addition, RA patients without psychiatric disorder had significantly lower scores of WHOQOL-BREF compared to healthy controls. Conclusion: The study results suggest that patients with RA have poorer QoL levels, and that psychiatric disorders appear to be a considerable factor affecting QoL of patients with RA. (Anatolian Journal of Psychiatry 2009; 10: 94-99)Öğe One year follow-up of post-partum-onset depression: the role of depressive symptom severity and personality disorders(TAYLOR & FRANCIS LTD, 2009) Uguz, Faruk; Akman, Cemal; Sahingoz, Mine; Kaya, Nazmiye; Kucur, RahimObjective. Long-term follow-up and risk factors of persistent post-partum depression (PPD) are fairly unknown compared with its prevalence in the developing countries. In this study, we did a follow-up measure of PPD and examined the factors, which were associated with PPD 1-year post-partum. Method. Our sample comprised of 34 women. Depressive symptoms were assessed by the Edinburgh post-natal depression scale (EPDS) 6 weeks post-partum, and women with scores 12 on this scale was categorised as depressed. Personality disorders were determined at the same occasion by means of the Structured Clinical Interview for DSM-III-R personality disorders (SCID-II). One year post-partum EPDS was completed. Results. The rate of PPD 1-year post-partum was 32.4%, and it was unrelated to age at assessment, primiparity, number of children, employment status, economical status and educational level. Women depressed 1-year post-partum had significantly higher basal scores of EPDS and more often also a diagnosis of any axis II disorder; and specifically dependent and obsessive-compulsive personality disorders. In our sample, the predictors of 1-year post-partum PPD were having higher basal score of EPDS and the existence of a personality disorder. Conclusion. This study suggests that women with PPD, scoring high in the EPDS scale 6 weeks post-partum and having a personality disorder, run a higher risk for depression at 1-year follow-up.Öğe One year follow-up of postpartum-onset obsessive-compulsive disorder: A case series(PERGAMON-ELSEVIER SCIENCE LTD, 2008) Uguz, Faruk; Kaya, Nazmiye; Sahingoz, Mine; Cilli, Ali Savas; Akman, Cemal[Abstract not Available]Öğe Postpartum başlangıçlı depresyonun sosyodemoğrafik özellikler ve kişilik bozuklukları ile ilişkisi(Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2006) Akman, Cemal; Kaya, NazmiyeBu çalışmada PPD ile sosyodemografik özellikler ve kişilik bozuklukları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlandı. Bu çalışmanın örneklemi Ağustos 2005-Kasım 2005 tarihleri arasında Konya il merkezinde ikamet eden ve Dr.Faruk Sükan Doğumevinde doğum yapan kadınlar arasından rastgele seçilen 396 kadından oluşturuldu. Çalışmaya alınan hastalara araştırma konusunda bilgi verildikten sonra, katılmayı kabul ettiklerine dair yazılı onay alındı. Hastalarla doğum yaptıkları ilk gün yüz yüze görüşüldü. Hastalara sırasıyla hasta bilgi formu, SCID-I / CV ve SCID-II uygulandı. Hastalarla doğumdan 6 hafta sonra tekrar yüz yüze ve aynı hastanede görüşme yapıldı. Doksandört kadın ikinci görüşmeyi her hangi bir neden belirtmeksizin kabul etmedi. Çalışma 302 kadın ile tamamlandı. kinci görüşmede SCID-I / CV'nin MD modülü ve EPDS uygulandı. Elde edilen sosyodemografik özellikler, EPDS ve SCID-I kullanılarak elde edilen PPD oranları ve eşlik eden kişilik bozuklukları kaydedildi. EPDS değerlendirilmesinde kesme puanı 12 olarak alındı. Çalışmamız sonucunda SCID-I'e göre PPD insidansını % 6.3, EPDS'e göre ise PPD insidansını % 12.6 olarak bulundu. Sosyodemografik özelliklere bakıldığında SCID-I'e göre PPD'li olgularla eşin mesleğinin olmaması (p=0.049) ve çoklu doğum (p=0.016) arasında anlamlı ilişki bulundu.Yapılan regresyon analizi sonucunda bu değişkenlerin PPD'nin bağımsız öngörücüleri olmadığı saptandı. EPDS'e göre ise PPD'si olan olgular arasında sosyoekonomik düzeyi yetersiz olanlar (p=0.015) ve tedavi ile hamile kalanların oranı (p=0.045) anlamlı ölçüde daha yüksek bulundu.Yapılan regresyon analizi sonucunda hamilelik yönteminin PPD'nin bağımsız öngörücüsü olmadığı saptandı. Kişilik bozukluğu yönünden bakıldığında SCID-I'e göre PPD tanısı alan hastaların % 68.4'ü (n= 13) aynı zamanda en az bir eksen II bozukluk ölçütlerini karşıladı. Bu hastalarda obsesif kompulsif (% 31.6), çekingen (% 26.3), bağımlı (% 21.1) kişilik bozuklukları anlamlı düzeyde daha sık bulundu. Hastalar arasında A kümesi kişilik bozukluğu tanısı alan olmadı. Kişilik bozukluğu yönünden ise EPDS'e göre PPD tanısı alan hastaların % 44.7'si (n=17) aynı zamanda en az bir eksen II bozukluk ölçütlerini karşıladı. Bu hastalarda obsesif kompulsif (% 15.8), çekingen (% 18.4), bağımlı (% 15.8) kişilik bozuklukları anlamlı düzeyde yaygın bulundu. Hastalar arasında A kümesi kişilik bozukluğu tanısı alan olmadı. Elde edilen bulgular daha önceki çalışmaların sonuçları gözönüne alınarak tartışıldı.Öğe Postpartum-onset major depression is associated with personality disorders(W B SAUNDERS CO-ELSEVIER INC, 2007) Akman, Cemal; Uguz, Faruk; Kaya, NazmlyeObjectives: The objective of the study was to investigate the incidence rate of postpartum-onset major depression (PPMD) and to examine associated sociodemographic characteristics, obstetric factors, and personality disorders. Method: The study data were obtained from 302 women who delivered at a child and maternity hospital. We interviewed the new mothers on the first day of their childbirth and at 6 weeks postpartum. Major depression and axis 11 diagnoses were determined by means of the Structured Clinical Interview for the Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fourth Edition, and the Structured Clinical Interview for the Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Revised Third Edition, Personality Disorders, respectively. Results: Nineteen (6.3%) women had new-onset major depression during 6 weeks postpartum. Postpartum-onset major depression was unrelated to age, educational level, employment status, planned or unplanned pregnancy, history of abortion and gestational complications, term of delivery, type of delivery, sex of the baby, and mother's breast-feeding. Frequency of primiparity and of avoidant, dependent, and obsessive-compulsive personality disorders was higher in women with PPMD than that in women without PPMD. As a result of logistic regression analysis, the independent predictor of PPMD was the presence of avoidant, dependent, and obsessive-compulsive personality disorders. Conclusion: Our results suggest that childbearing women with avoidant, dependent, and obsessive-compulsive personality disorders have increased risk of new-onset major depression during the postpartum period. (c) 2007 Elsevier Inc. All rights reserved.Öğe Postpartum-onset obsessive-compulsive disorder: Incidence, clinical features, and related factors(PHYSICIANS POSTGRADUATE PRESS, 2007) Uguz, Faruk; Akman, Cemal; Kaya, Nazmiye; Cilli, Ali SavasObjective: The aims of this study were to investigate the incidence rate and symptomatology of postpartum-onset obsessive-compulsive disorder (PPOCD), to investigate the factors associated with PPOCD, and to compare clinical characteristics of obsessive-compulsive disorder (OCD) with and without postpartum onset. Method: The study data were collected from 302 women who delivered at a child and maternity hospital in Turkey from August 2005 to November 2005 and a control group of 33 women who were admitted to the psychiatric outpatient clinic of a university hospital during the same time period and who met DSM-IV criteria for OCD. The 2 clinical interviews with women who delivered were performed face-to-face on the first day after childbirth and at 6 weeks postnatally. OCD and comorbid Axis II disorders were diagnosed by means of the Structured Clinical Interview for DSM-IV and the Structured Clinical Interview for DSM-III-R Personality Disorders, respectively. Obsessive-compulsive symptomatology was assessed with the Yale-Brown Obsessive Compulsive Scale. Results: The incidence of PPOCD was 4% at 6 weeks postnatally. The most common obsessions in women with PPOCD were contamination (75%), aggressive (33.3%), and symmetry/exactness (33.3%), and the most common compulsions were cleaning/washing (66.7%) and checking (58.3%). The patients with PPOCD had significantly more frequent aggressive obsessions (p=.039) and less severe obsessive-compulsive symptoms (p=.013) than the OCD patients without postpartum onset. The predictors of PPOCD were avoidant (p=.000) and obsessive-compulsive (p=.004) personality disorders. Conclusions: This study suggests that the puerperium is a risk period in terms of new-onset OCD and that avoidant and obsessive-compulsive personality disorders predict PPOCD.Öğe Romatoid artritli hastalarda ruhsal bozuklukların yaşam kalitesi üzerine etkisi(2009) Uğuz, Faruk; Küçüksaraç, Seher; Akman, Cemal; Tüfekçi, OsmanAmaç: Son yıllarda tıbbi hastalığı olanlarda yaşam kalitesi ve ruhsal bozuklukların ilişkisi giderek daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Bu çalışma romatoid artritli (RA) hastalarda psikiyatrik bozuklukların yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışma bir üniversite hastanesi fizik tedavi ve rehabilitasyon anabilim dalı romatoloji polikliniğine gelen RA’lı hastalarda yürütüldü. Çalışmanın örneklemi eksen I ruhsal bozukluğu olan 30 RA hastası, herhangi bir eksen I ruhsal bozukluğu olmayan 30 RA hastası ve 30 sağlıklı bireyi içermektedir. Ruhsal bozukluklar DSM-IV Eksen I Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme ile saptandı. Katılımcıların yaşam kalitesi düzeylerini değerlendirmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF) kullanıldı. RA için hastalık aktivitesi Hastalık Aktivite Skoru ile değerlendirildi. Bulgular: RA’lı hastaların çoğu kadın olup, non-steroid anti-inflamatuar ilaç, kortikosteroid ve metotreksat tedavisi gibi tedaviler almakta idi. Ruhsal bozukluğu olan 30 RA’lı hastanın %50’si (15) sadece depresif bozukluklar ve %20’si (6) sadece anksiyete bozukluklarına sahipti. Çalışma grupları yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve medeni durum yönünden benzer özelliklere sahipti. Eksen I ruhsal bozukluğu olan ve olmayan RA hastaları arasında tedaviler, hastalık süresi ve aktivitesi yönünden anlamlı fark bulunmadı. Tüm alanlarda yaşam kalitesi düzeyi ruhsal bozukluğu olan RA hastalarında en düşüktü. Ayrıca ruhsal bozukluğu olmayan RA hastaları sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede daha düşük WHOQOL-BREF puanına sahipti. Sonuç: Çalışma bulguları, RA’lı hastaların daha düşük yaşam kalitesi düzeylerine sahip olduğunu ve ruhsal bozuklukların RA’lı hastalarda yaşam kalitesini etkileyen önemli bir etken olduğunu göstermektedir.Öğe Romatoid Artritli Hastalarda Ruhsal Bozuklukların Yaşam Kalitesi Üzerine Etkisi(2009) Uğuz, Faruk; Küçüksaraç, Seher; Akman, Cemal; Tüfekçi, OsmanAmaç: Son yıllarda tıbbi hastalığı olanlarda yaşam kalitesi ve ruhsal bozuklukların ilişkisi giderek daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Bu çalışma romatoid artritli (RA) hastalarda psikiyatrik bozuklukların yaşam kalitesi üzerine etkisini araştırmayı amaçlamaktadır. Yöntem: Çalışma bir üniversite hastanesi fizik tedavi ve rehabilitasyon anabilim dalı romatoloji polikliniğine gelen RA’lı hastalarda yürütüldü. Çalışmanın örneklemi eksen I ruhsal bozukluğu olan 30 RA hastası, herhangi bir eksen I ruhsal bozukluğu olmayan 30 RA hastası ve 30 sağlıklı bireyi içermektedir. Ruhsal bozukluklar DSM-IV Eksen I Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme ile saptandı. Katılımcıların yaşam kalitesi düzeylerini değerlendirmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF) kullanıldı. RA için hastalık aktivitesi Hastalık Aktivite Skoru ile değerlendirildi. Bulgular: RA’lı hastaların çoğu kadın olup, non-steroid anti-inflamatuar ilaç, kortikosteroid ve metotreksat tedavisi gibi tedaviler almakta idi. Ruhsal bozukluğu olan 30 RA’lı hastanın %50’si (15) sadece depresif bozukluklar ve %20’si (6) sadece anksiyete bozukluklarına sahipti. Çalışma grupları yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi ve medeni durum yönünden benzer özelliklere sahipti. Eksen I ruhsal bozukluğu olan ve olmayan RA hastaları arasında tedaviler, hastalık süresi ve aktivitesi yönünden anlamlı fark bulunmadı. Tüm alanlarda yaşam kalitesi düzeyi ruhsal bozukluğu olan RA hastalarında en düşüktü. Ayrıca ruhsal bozukluğu olmayan RA hastaları sağlıklı kontrollere göre anlamlı derecede daha düşük WHOQOL-BREF puanına sahipti. Sonuç: Çalışma bulguları, RA’lı hastaların daha düşük yaşam kalitesi düzeylerine sahip olduğunu ve ruhsal bozuklukların RA’lı hastalarda yaşam kalitesini etkileyen önemli bir etken olduğunu göstermektedir.