İlkeler ve hisseler açısından İslam miras hukukunun dayanakları
Yükleniyor...
Dosyalar
Tarih
2006
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Erişim Hakkı
info:eu-repo/semantics/openAccess
Özet
Islamic legal system recognizes for man property right. Acknowledged foremostly by the Qur'an, this right is emphasized in the Islamic regulations of inheritance, too. The Qur'an and the hadiths refer to lots of heirs as ?farÄ id?, which means ?a precisely defined thing.? The two sources of Islam determined how much every heir will receive from the goods left by the dead person. This study aims at investigating whether these regulations allow for any change and alteration. In Introduction, I discussed the method and the importance of this study. In the first chapter, I outlined the general principles of Islamic law of inheritance. Under this title, I examined why the lots that heirs receive are termed as ?farÄ id? and investigated the ramifications of this terming. I came to conclusion that this character of Islamic law of inheritance does not allow for the distribution of lots based on mutual consent as it is a strictly defined way of acquiring possession. I also found out that a person cannot disinherit his/her heirs of their lots and the heirs are responsible for the debt of the dead person as much as the amount of his inheritance. I also discovered that the Islamic law of inheritance followed a gradual process of development. In the second chapter, I examined the fixed lots that any relatives receive and the religious texts that regulate the distribution of the lots. It is known that next of kin's lots are determined by the Qur'an and the Sunnah. However, I tried to expose that the learned companions of the Prophet also contributed to the formation of the Islamic law of inheritance. The legal method of syllogism is used in this branch of Islamic law though quite limited with respect to other branches. Therefore, one should not take the statements in the classic legal texts in the sense that there is no room for syllogism in the Islamic law of inheritance. Rather, such statements simply inform that syllogism was rarely used. However, I observed that the companions applied syllogism in determining both the class of heirs and the amount that any heir receives. In the chapter of conclusion, I briefly discussed the fact that no fundamental change can be made on the Islamic law of inheritance and the heirs cannot make a distribution of lots with their wish and mutual consent. Such a change is not allowed by the religious texts. In addition, the scholars of Islamic law did not speak of the possibility of such changes.
İslam, insana mülkiyet hakkı tanıyan bir sistemdir. Kur'an-ı Kerim'de insana tanınan bu mülkiyet hakkı, mirasla ilgili düzenlemelerde de açıkça görülmektedir. Miras gerek Kur'an-ı Kerim'de gerekse hadislerde ayrıntılı bir şekilde ele alınmış; bundan dolayı da özel bir terim olarak kesin bir biçimde belirlenmeyi ifade eden kelimesi ile "feraiz" terimlendirilmiştir. Kişi öldükten sonra geride bıraktığı malını mirasçı olma hakkına sahip kimselere hangi ölçülerde taksim edileceği Kur'an ve sünnet tarafından büyük ölçüde belirlenmiştir. Bu çalışmada Kur'an ve sünnet tarafından belirlenen oranların dışına çıkılıp çıkılamayacağını incelemeye çalıştık. Giriş bölümünde konunun önemi ve takip edilecek yöntem üzerinde durduk. Birinci bölümde slam miras hukukunun genel ilkelerini tespit ettik. Bu başlık altında mirasçıların alacağı payların "feraiz" şeklinde isimlendirilmesi ve bunun sonuçları ele alındı. Buna göre slam miras hukukunun bu özelliğinin kişilerin karşılıklı rızalarına dayalı miras paylaşımına imkan vermediği ve mirasın cebri bir mülk edinme yolu olduğu sonucuna ulaştık. Bununla birlikte murisin varisleri mirastan mahrum edemeyeceği, varislerin kalan borçtan terike kadar sorumlu olduğu ve slam miras hukukun oluşumunda tedrici bir metot izlendiğini tespit ettik. İkinci bölümde de hisseler ve delilleri üzerinde durduk. Murisin birinci dereceden yakınlarının hisselerinin Kuran ve sünnet tarafından belirlendiği bilinen bir husustur. Bununla birlikte sahabenin de slam miras hukukunun oluşumunda büyük bir rol oynadığı ortaya kondu. Diğer taraftan kıyas metodu hukukun diğer alanlarına nispetle çok daha sınırlı olmasına rağmen, miras hukukunda da kıyasa yer verildiği gözlenmiştir. Klasik fıkıh kitaplarında slam miras hukukunda kıyasa yer olmadığına dair ifadelerin prensip olarak kıyasa karşı çıkma anlamında değil, ama vakıa olarak kıyasın daha az kullanılmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Nitekim gerek mirasçı sınıfı gerekse hisse tespitinde özellikle sahabe tarafından kıyasa başvurulmuştur. Sonuç bölümünde ise, günümüzde, kıyasla slam miras hukuku üzerinde öze ilişkin herhangi bir değişiklikte bulunmanın mümkün olmadığı; ayrıca rızai taksimin de mümkün olmadığı ortaya konmuştur. Bu değişikliğe hem nasslar imkan vermemektedir, hem de slam hukukunun oluşum sürecinde böyle bir imkan tartışılmamıştır.
İslam, insana mülkiyet hakkı tanıyan bir sistemdir. Kur'an-ı Kerim'de insana tanınan bu mülkiyet hakkı, mirasla ilgili düzenlemelerde de açıkça görülmektedir. Miras gerek Kur'an-ı Kerim'de gerekse hadislerde ayrıntılı bir şekilde ele alınmış; bundan dolayı da özel bir terim olarak kesin bir biçimde belirlenmeyi ifade eden kelimesi ile "feraiz" terimlendirilmiştir. Kişi öldükten sonra geride bıraktığı malını mirasçı olma hakkına sahip kimselere hangi ölçülerde taksim edileceği Kur'an ve sünnet tarafından büyük ölçüde belirlenmiştir. Bu çalışmada Kur'an ve sünnet tarafından belirlenen oranların dışına çıkılıp çıkılamayacağını incelemeye çalıştık. Giriş bölümünde konunun önemi ve takip edilecek yöntem üzerinde durduk. Birinci bölümde slam miras hukukunun genel ilkelerini tespit ettik. Bu başlık altında mirasçıların alacağı payların "feraiz" şeklinde isimlendirilmesi ve bunun sonuçları ele alındı. Buna göre slam miras hukukunun bu özelliğinin kişilerin karşılıklı rızalarına dayalı miras paylaşımına imkan vermediği ve mirasın cebri bir mülk edinme yolu olduğu sonucuna ulaştık. Bununla birlikte murisin varisleri mirastan mahrum edemeyeceği, varislerin kalan borçtan terike kadar sorumlu olduğu ve slam miras hukukun oluşumunda tedrici bir metot izlendiğini tespit ettik. İkinci bölümde de hisseler ve delilleri üzerinde durduk. Murisin birinci dereceden yakınlarının hisselerinin Kuran ve sünnet tarafından belirlendiği bilinen bir husustur. Bununla birlikte sahabenin de slam miras hukukunun oluşumunda büyük bir rol oynadığı ortaya kondu. Diğer taraftan kıyas metodu hukukun diğer alanlarına nispetle çok daha sınırlı olmasına rağmen, miras hukukunda da kıyasa yer verildiği gözlenmiştir. Klasik fıkıh kitaplarında slam miras hukukunda kıyasa yer olmadığına dair ifadelerin prensip olarak kıyasa karşı çıkma anlamında değil, ama vakıa olarak kıyasın daha az kullanılmasından kaynaklandığı tespit edilmiştir. Nitekim gerek mirasçı sınıfı gerekse hisse tespitinde özellikle sahabe tarafından kıyasa başvurulmuştur. Sonuç bölümünde ise, günümüzde, kıyasla slam miras hukuku üzerinde öze ilişkin herhangi bir değişiklikte bulunmanın mümkün olmadığı; ayrıca rızai taksimin de mümkün olmadığı ortaya konmuştur. Bu değişikliğe hem nasslar imkan vermemektedir, hem de slam hukukunun oluşum sürecinde böyle bir imkan tartışılmamıştır.
Açıklama
Anahtar Kelimeler
İslam miras hukuku, Islamic Law of inheritance, İlkeler, Hisseler, Principles, Lots
Kaynak
WoS Q Değeri
Scopus Q Değeri
Cilt
Sayı
Künye
Seven, M. (2006). İlkeler ve hisseler açısından İslam miras hukukunun dayanakları. Selçuk Üniversitesi, Yayımlanmış yüksek lisans tezi, Konya.