Yazar "Çapar, Metin" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 20 / 26
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Acil Kontrasepsiyon(2007) Köşüş, Aydın; Köşüş, Nermin; Çapar, MetinAmaç: Kullanımda olan acil kontrasepsiyon yöntemlerini incelemek. Ana Bulgular: Güvenilir ve efektif bir acil kontrasepsiyon yöntemi kullanılarak ABD de her yıl 1 milyon tahliye, 2 milyon istenmeyen gebelik önlenmektedir. Her yıl kadınların % 2-3’ü gebeliği tahliye ile sonlandırırken sadece % 1’i acil kontrasepsiyon yöntemlerini kullanmaktadır. Korunmasız ilişki ile kullanılan kontrasepsiyon yönteminin zamanlaması arasında önemli bir ilişki mevcuttur. Tüm hormonal yöntemler, ilişki sonrası 72 saate kadar alınabilir. Ne kadar erken alınırsa koruyucu etkisi o kadar artmaktadır. Yapılan çalışmalarda 72 saate kadar başlanan kontrasepsiyonda başarısızlık oranı % 4’dür. Acil kontrasepsiyonda kullanılan tüm yöntemler değerlendirildiğinde başarı oranı ortalama % 75 (% 55-88) olarak bulunmuştur. Progesteron tek başına ya da estrojenle kombine (Yuzpe rejimi) olarak ilk 72 saat içinde kullanıldığında gebelik oranlarını % 75-88 oranında azaltmaktadır. Sadece progesteron içeren yöntemler kombine hormonal yöntemlere göre daha etkili görünmektedir. RİA ilişki sonrası 5-7. günlerde bile kullanılabilir ve gebeliği % 99 oranında engellemektedir. Yapılan çalışmalarda mifepristonun etkinliği % 95-99 iken danazolün etkinliği % 73-86 oranında tesbit edilmiştir. Acil kontrasepsiyon yöntemlerinin gebelik haricinde kesin bir kontrendikasyonu yoktur. Sonuç: Yuzpe rejimi, tek başına progesteron ve mifepriston oldukça etkili ve çok iyi tolere edilebilen yöntemlerdir. Korunmasız ilişki sonrası ilk 72 saat içerisinde kullanıldıklarında gebeliği önleme oranları oldukça yüksektir. İstenmeyen gebelikleri ve gereksiz küretajları önlemek amacıyla acil kontrasepsiyon hakkında özellikle kadınların bilgilendirilmesi çok önemlidir.Öğe Bir Olgu Sunumu: Nekrotizan Fasitis(2001) Çelik, Çetin; Bala, Ayfer; Çiçek, M. Nedim; Dikici, Nebahat; Çapar, Metin; Akyürek, CemalettinSezaryen sonrası gelişen nekrotizan fasitis olgusu, nadir görülmesi dolayısıyla literatür gözden geçirilerek sunulmuştur.Öğe Closure Versus Nonclosure of Peritoneum at Cesarean Section: Evaluation of Postoperative Pain(VSP Bv, 2003) Tuncer, Sema; Çapar, Metin; Yosunkaya, Alper; Tavlan, Aybars; Otelcioğlu, ŞerefOur purpose was to evaluate postoperative opioid requirements in the closure or nonclosure of peritoneum at cesarean section. Eighty patients who were to undergo cesarean delivery were randomly assigned to two groups. The operative technique was randomized to include either nonclosure of both visceral and parietal peritoneum (study group) or closure of both layers (control group). Operating time and duration of general anesthesia was recorded. The pain was evaluated at rest in the first 12, 24 and 36 h after operation. The amount of morphine used was recorded at the same hours. The mean operating and anesthesia time were significantly longer in the control group than in the study group. Visual analogue scale (VAS) showed no difference in postoperative pain comparing closure to nonclosure of the peritoneum but patients of the control group required significantly more postoperative opioids. In conclusion, nonclosure of the visceral and parietal peritoneum reduces operating time and postoperative opioid medication.Öğe Daha Önceki Gebeliğinde Sezaryen Geçirenlerde Normal Doğum Sonuçlarımız(2000) Acar, Ali; Çetin, Çelik; Albeni, Havva; Çapar, Metin; Akyürek, CemalettinAMAÇ: Daha önce sezaryen geçirmiş vaginal doğum için kontrendike olmayan gebelerde doğum eylemini takip etmek.'GEREÇ VE YÖNTEM: Vaginal doğum için kontrendikasyon görülmeyen 93 gebe seçilerek doğum eylemi takibe alındı. BULGULAR: Seçilen 93 olgudan 68 tanesi (% 73.1) başarılı bir travay takibi sonucunda doğurtuldu. 25 vaka fetal distres, sefalopelvik uygunsuzluk, sekonder agn zaafı endikasyonu ile sezaryen yapıldı. Vaginal yolla doğurtulan iki gebede parsiyel rüptür gelişti (%2.7). Takip edilen hastalar müdaheleye gerek kalmaksızın taburcu edildi. Vaginal doğan 9 bebek prematürite nedeniyle kaybedildi. Hastanede ortalama kalış süresi 1 gündü. Sezaryenda ise bu süre 3 gündü. SONUÇ: Uygun olarak seçilen hastalarda sezaryen sonrası vaginal doğum amacıyla travay denemesi uygun ve güvenli bir obstetrikyaklaşım biçimi olabilir.Öğe Diagnosis and Management of Intra-Abdominal, Mislocated Intrauterine Devices(Springer Heidelberg, 2010) Balcı, Osman; Mahmoud, Alaa S.; Çapar, Metin; Çolakoğlu, Mehmet CengizTo evaluate the predisposing factors, diagnosis and surgical treatment options of patients with intra-abdominal, mislocated intrauterine devices (IUDs). The diagnosis and management of 18 patients with intra-abdominal, mislocated IUDs were analyzed in this retrospective study. Trained midwives inserted ten (55%) of the IUDs, while six (33%) were inserted by general practitioners and two (11%) by specialist gynecologists. Ten (55.5%) of the patients were diagnosed by gynecological examination and ultrasonography (USG); abdominal X-ray, in addition, was required in the other eight (44.4%). Eleven patients (61%) were managed by laparoscopy, whereas laparotomy was required in seven (39%). For all patients, laparoscopy was performed initially. No complication was encountered in any of the patients. Persons who insert IUDs should receive adequate training before certification, because inadequate pelvic examination before insertion and inexperience of the inserting person might be predisposing factors for uterine perforation. If IUD strings are not visible during gynecologic examination, USG should be tried to locate the IUD and pelvic X-ray used only when USG fails to locate the IUD. Laparoscopy can be the first choice for removal.Öğe Erken Membran Rüptürü Olan 36-42 Haftalık Gebelerde Maternal ve Fetal Sonuçlar(2008) Köşüş, Aydın; Köşüş, Nermin; Çapar, MetinAmaç: Erken membran rüptürü (EMR) perinatal sonuçları etkileyen önemli bir obstetrik durumdur. Bu çalışmada EMR nedeniyle takip edilen 36-42 haftalık gebelerde maternal ve fetal sonuçlar incelendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 36-42 haftalar arasında EMR gelişen 42 hasta dahil edildi. Hastaların ultrason, lökosit, ateş, CRP, sedimentasyon takipleri yapıldı. Maternal ve fetal faktörler değerlendirilerek hastalar sezaryen yada vajinal yolla doğurtuldu. Bulgular: 36-42 haftalık gebelerde EMR oranı %38,1 olarak tespit edildi. Ortalama yaş 28,2 yıl olarak bulundu. Etiyolojide hastalarda birden fazla neden tesbit edildi. Hastalarda tesbit edilen nedenlerden en belirgin olanları vakaların 19 (%45,2)'unda farkedilmemiş doğum başlangıcı, 4 (%9,5).ünde makat geliş, 3 (%7,1).ünde ikiz gebelik, 3 (%7,1)'ünde enfeksiyon bulguları şeklinde idi. 3 hastada intrauterin gelişme geriliği (IUGG), 2 hastada geçirilmiş sezaryen, 2 hastada fetal anomali, birer hastada polihidramnios, grandmultiparite, plasenta dekolmanı öne çıkan nedenler olarak tesbit edildi. 3 hastada neden tesbit edilemedi. Hastaların ortalama doğum süresi 37,5 hafta idi. Hastaların 22 (%52,3)'si ilk 12 saat içinde, 13 (%30,9)'ü ilk 24 saatte, 7 (%16,6)'si ilk 1 hafta içinde doğumunu yaptı. 28 (%66,6) hasta vajinal yolla doğurtuldu. Bu hastaların 16 (%57,1) tanesine indüksiyon uygulandı. 14 (%33,4) hastaya sezaryen uygulandı. Hiçbir annede ciddi morbidite yada mortalite gelişmedi. Bebeklerin ortalama doğum kilosu 2509 gr idi. En küçük bebek 1800 gr, en büyük bebek 4300 gr idi. Spontan takip edilen hastalardan birinde bebek mekonyum aspirasyonuna bağlı olarak inutero eks oldu. Bebek 39 haftalık olup 3700 gr ağırlığındaydı. Sonuç: Termde EMR.si olan gebelerde spontan takip esnasında bebekle ilgili morbidite ve mortalite riski artabilir. Bu riskleri engellemek amacıyla hastaların travayda dikkatli bir şekilde takip edilmesi ve beklemeden doğum indüksiyonuna başlanması önemlidir.Öğe Gebelerde hepatit B virusu infeksiyonu sıklığı ve bebeğe vertikal geçişin araştırılması(1997) Çapar, Metin; Bayazıt, A. Hakan; Arıbaş, Türk Emel; Altındiş, Mustafa; Acar, Ali; Karakuyu, İsmetBu çalışmada Hepatit B Virüsü (HBV) infeksiyonunun gebelerdeki sıklığı ve bebeğe geçiş oranı araştırıldı. 327gebe çalışmaya alındı. HBsAg 8 gebede (%2.4), anti-HBs ve anti-HBc IgG 79 (%24.1) gebede pozitif bulundu. HBsAg pozitif bulunan 8 gebede ayrıca HBeAg, anti-HBc IgM ve anti-HBe araştırıldı. HBeAg, anti-HBc IgM hepsinde negatif bulundu, anti-HBe ise 5 (%62.5) hastada pozitif, 3 (%37.5) hastada negatif bulundu. HBsAg taşıyıcısı gebelerde, bebeğe geçiş olup olmadığını araştırmak amacıyla kordon kanında HBsAg, HBeAg ve anti-HBe bakıldı. İki (%25.0) bebekte HBsAg pozitif bulunurken, HBeAg hepsinde negatif, anti-HBe ise hepsinde pozitif olarak tesbit edildi. Bu çalışmada HBV ınfeksiyonu ile operasyon anamnezi, öğrenim düzeyi ve parite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamadı. Kan transfüzyonu yapılmış olanlardaki HBV ile karşılaşma oranı, transfüzyon yapümamışlardaki orandan fazla bulundu ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi. Diş çekim ve tedavisi gören gebelerde HBV ile karşılaşma oranı, diş çekim ve tedavisi görmemiş olanlar dan.fazla idi ve aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi.Öğe I?ki Yıllık Dönemde Perinatal Mortalite ve Morbidite Oranları ve Risk Faktörleri(2001) Girişkin, Ünzile; Çelik, Çetin; Acar, Ali; Çiçek, Nedim; Görkemli, Hüseyin; Çapar, Metin; Akyürek, CemalettinAMAÇ: Bu çalışmada bölgemizdeki antenatal takip düzeyi ve perinatal ölüm oranını incelenmesi, başlıca ölüm nedenleri ve majör risk faktörlerinin tespit edilmesi ve alınabilecek önlemlerin belirlenmesi amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: l.Ocak.1998 - 31.Aralık,1999 tarihleri arasında S.Ü.T.F. Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği 'ne başvuran 5531 gebenin; yaş, başvuru yeri, takip sayısı, alışkanlıklar, akraba evliliği, düşük, ölü doğum, erken doğum sayısı ve bebeğe ait cinsiyet, kilo, doğum şekli, taşıdığı risk faktörlerini içeren perinatal bilgi formu dolduruldu. İstatistikler SPSS (Statistical programs for social sciences) programında student t testi ve ki-kare testi kullanılarak yapıldı. BULGULAR: Çalışmada bulunan en önemli sonuçlar antenatal takip oranının düşüklüğü (%83), riskli gebelik oranın yüksekliği (%96.3) ile birlikte erken doğum (%22.1), ölü doğum (%3.3), sezaryenle doğum (%27.8) oranlarının gelişmiş ülkelerdeki ve Türkiye 'deki bazı çalışmalara göre yüksek olmasıydı. SONUÇ: Tehlikeli gebeliğe ve istenmeyen perinatal sonuçlara yol açan faktörlerin önlenebilmesi için temel sağlık hizmetlerinin özellikle de antenatal bakımın titizlikle uygulanmasının eğitimine önem verilmesi ve sağlık kurumları arasındaki koordinasyonun geliştirilmesi gerekmektedir.Öğe İnfertil kadınlarda antichlamydial IgG antikoru araştırılması ve infertilitedeki yeri(Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi, 1990) Çapar, Metin; Akyürek, CemalettinKonya bölgesinde infertil kadınlarda Chlamydia trachomatis enfeksiyonu sonucu oluşan spesifik antichlamydial IgG'lerin pre- valansı araştırıldı. Kontrol grubunu Konya Devlet Hastanesi Doğumevi'nde yeni doğum yapmış anneler oluşturdu. Spesifik antikorların varlığı, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı İmmünoloji Laboratuvarı'nda ELISA yöntemi ile araştırıldı. Serumlarında çalışılan toplam 84 kadının 42'si infertil has ta, 42'si normal kontrol grubu olup, yaş ortalaması 30 idi. Kon trol grubunda antichlamydial antikor negatif iken, infertil grupta %12 oramnda idi. Pozitiflik en çok (4/31) 18-30 yaş grubunda bulundu. Literatür verileri ile karşılaştırıldığında sonuçların biraz düşük olması sexuel aktivitede toplumun sınırlamalarına ve çalışılan hasta grubu sayısının az olmasına bağlı olabileceği düşünüldü.Öğe İnfertilitede Tubal Faktörlerin Araştırılmasında Laparoskopinin Yeri(2007) Toy, Harun; Çapar, Metin; Baykan, MahmutAmaç: Tubaları etkileyerek infertiliteye sebep olan spesifik ve nonspesifik enfeksiyonları laparoskopik olarak araştırmak. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum A.B.D ve Dr. Vefa Tanır Ilgın Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Servisinde, yaş ortalaması 26 olan; 62 infertil olguya, rutin tetkikleri yapıldıktan sonra, laparoskopi uygulayarak tuba ve pelvik organlar değerlendirilmiştir. Laparoskopi esnasında douglas ve tubanın fimbrial ucundan mayi veya sürüntü alınıp mikrobiyolojik tetkikleri yapılmıştır. Bulgular: Yapılan kültürlerden % 17,74'ünde aerob ve anaerob mikroorganizma üremiştir. Olguların % 9,67'sinde bilateral tubal tıkanıklık, % 17,74'ünde peritubuler yapışıklık gözlenmiştir. Sonuç: İnfertilitede önemli yeri olan tubal faktörlerin değerlendirilmesi ve enfeksiyon ajanlarının tesbiti açısından laparoskopi oldukça yararlı bir yöntemdir.Öğe İnrauterin inseminasyon uygulama zamanı ve sayısının gebeliğin oluşumuna etkileri(2004) Gezginç, Kazım; Çiçek, Nedim; Çolakoğlu, Mehmet; Çelik, Çetin; Çapar, Metin; Akyürek, CemalettinAmaç: Ovülasyon indüksiyonu uygulanan hastalarda hCG uygulanımı sonrasında intrauterin inseminasyon uygulanma zamanı ve sayısının gebeliğin oluşumu üzerine etkinliğinin araştırılması. Materyal ve Metod: Bu çalışma 50 infertil hasta üzerinde prospektif ve randomize olarak yapıldı. Çalışmaya dahil edilen hastalar iki gruba ayrıldı. 1.gruptaki 25 hastaya ovülasyon indüksiyonu sonrası 10.000Ü hCG uygulanımından 36 saat sonra bir kez intrauterin inseminasyon uygulandı. 2gruptaki 25 hastaya ise ovülasyon indüksiyonu sonrası 10.000Ü hCG uygulanımından 24 ve 48 saat sonra iki kez olmak üzere intrauterin inseminasyon uygulandı. Her iki grupta aynı oranda olmak suretiyle her iki gruptaki hastaların bir kısmına gonadotropinlerle diğer kısmına ise klomifen sitratla ovülasyon indüksiyonu uygulandı. Bulgular: Ovülasyon indüksiyonu sonrası uygulanan intrauterin inseminasyon sonuçlarına bakıldığında; 1. gruptaki hastaların 5'inde gebelik saptanırken ( gebelik oranı hasta başına (%20), siklus başına %10 ), 20'sinde (%80) hastada gebelik oluşmadı. 2. gruptaki hastaların 1 'inde gebelik saptanırken (gebelik oranı hasta başına (%4), siklus başına %1.9), 24'ünde (%96) hastada gebelik oluşmadı. Çalışmaya alınan her iki gruptaki hastalara uygulanan intrauterin inseminasyon sonuçları birbirleriyle karşılaştırıldığında aralarında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmadı (P0.05). Sonuç: Çift IUI uygulamasının aileye getireceği ekonomik yük ve psikolojik travmadan dolayı tek IUI uygulamasının daha doğru olacağı kanaatindeyiz.Öğe Jinekolojik Laparoskopi Yapılan Hastalarda Solunum Fonksiyon Testlerinin Değerlendirilmesi(2003) Kalaycı, Gökhan; Uysal, Hüseyin; Çapar, MetinAmaç: Bu çalışmada, jinekolojik laparoskopi yapılan hastaların solunum fonksiyonlarında ortaya çıkabilecek değişikliklerin araştırılması amaçlandı. Yöntem: Jinekolojik laparoskopi uygulanan ve yaşları 22-46 arasında (ört. 32.8 7.3 yıl) değişen 19 hasta çalışmaya alındı. Hastalara ameliyat öncesinde, ameliyat sonrası 1. ve 7. günlerde solunum fonksiyon testleri (SFT) Sensormedics PFT Sistem 2400 cihazı ile yapıldı. Hastaların postoperatif olarak ilk 24 saatteki ağrı duyularını ölçmek için PGA (patient-controlled analgesia) cihazından yararlanıldı. Analjezik olarak meperidin kullanıldı. Ölçümler arasındaki fark tekrarlı ölçümler varyans analizi ile değerlendirildi, ikili ölçümler arası farklılığın saptanmasında 0.05 düzeyinde Bonferroni düzeltmeli eşleştirilmiş t testinden yararlanıldı. Bulgular: Ameliyat öncesine kıyasla ameliyat sonrası 1. günde hastaların FVC, FEVı, PEF, MVV, VC, TLC ve DLCO değerlerinde azalma gözlenirken, RV ve FRC değerlerinde anlamlı fark bulunmadı. Ameliyat sonrası 1. güne kıyasla 7. günde hastaların FVC, FEVı, PEF, MVV, VC, TLC ve DLCO değerlerinde artma gözlenirken, RV ve FRC değerlerinde anlamlı fark tespit edilmedi. Ameliyat öncesine kıyasla ameliyat sonrası 7. günde ise hastaların SFT değerlerinde anlamlı değişiklik bulunmadı. Sonuç: Jinekolojik laparoskopi yapılan hastaların solunum fonksiyon testlerinde ortaya çıkan değişikliklerin ameliyat sonrası 7. günde tamamen normale döndüğü gözlendi.Öğe Kalp Hastalığı Olan ve Olmayan Gebelerde Maternal ve Fetal Sonuçlar Açısından Bir Fark Var Mı?(2008) Köşüş, Aydın; Köşüş, Nermin; Açıkgöz, Nusret; Çapar, MetinAmaç: Bu çalışmada kalp hastalığı olan ve olmayan gebelerdeki maternal ve fetal sonuçlar kıyaslandı. Yöntem: Kalp hastalığı olan 54 gebe ile olmayan 57 gebe değerlendirildi. Yaşları, gebelik sayıları, mevcut kardiyak patoloji ve evresi, mevcut olan semptomlar, doğum şekli ve haftası, bebek kiloları ve APGAR skorları incelendi. Toplanan veriler sıklık ve ortalama standart deviasyon şeklinde analiz edildi. Bulgular: Kalp hastalığı olan gebelerin 13’ü sezaryen ile doğum yaparken 41’i vajinal yolla doğurtuldu. 10 (% 18,5) hastaya indüksiyon uygulandı. Ortalama doğum ağırlığı 3037 540 (1500-4500) g idi. Kalp hastalığı olmayan gebelerin 40’ı (% 70,2) normal doğum ile doğurtuldu. 17 hastaya sezaryen uygulandı. Hastaların 18’ine (% 31,5) indüksiyon uygulandı. Ortalama doğum kilosu 3250 626 (1800-4300) g idi. Normal doğum, sezaryen, indüksiyon uygulanması ve doğumdaki bebek kiloları açısından gruplar arasında farklılık tesbit edilmedi. Kalp hastalığı olan gebelerin yedisinde obstetrik, birinde medikal komplikasyon gelişti. Anne ölümü oluşmadı. Obstetrik komplikasyonların altı tanesi preterm doğum, birinde erken membran rüptürü şeklinde idi. Hastaların birinde kalp yetmezliği semptomları oluştu. Doğum sonrası bebeklerden hiçbirinde konjenital kalp hastalığı tesbit edilmedi. Kalp hastalığı olmayan gebelerde ise medikal herhangi bir komplikasyon gelişmedi. İki hastada preterm doğum (34 ve 35 hafta), bir hastada inutero fetüs ölümü, bir bebekte mekonyum aspirasyonuna bağlı ölüm görüldü. Erken doğum eylemi, kalp hastalığı olan grupta anlamlı şekilde daha fazla görüldü. Fetal ve neonatal mortalite açısından gruplar arasında anlamlı farklılık tesbit edilmedi. Sonuç: Dikkatli takip ile kardiak hastalığı olan gebelerde maternal ve fetal sonuçlar kardiyak hastalığı olmayan gebelerden farklı değildir.Öğe Malignant Brenner Tumor of the Ovary: Analysis of 13 Cases(SPRINGER JAPAN KK, 2012) Gezginç, Kazım; Karataylı, Rengin; Yazıcı, Fatma; Acar, Ali; Çelik, Çetin; Çapar, Metin; Tavlı, LemaMost Brenner tumors are benign, with only 1% being malignant. In this study we report on 13 cases with malignant Brenner tumor of the ovary and discuss the clinical, demographic and histologic features. Thirteen patients with malignant Brenner tumor of the ovary who were treated at Sel double dagger uk University Gynecology Department over a 6-year period from January 2004 to December 2010 were retrospectively analysed from hospital electronic medical records. Clinical and pathologic findings were reported. The median age of the study population was 55.69 +/- A 11.81 years (range 43-79 years). Most of the patients presented with abdominal pain (6/13, 46.2%). The mean size of the ovarian tumors was 9.19 +/- A 1.34 cm (range 4-16.5 cm). Six patients (46.2%) were in stage III, five (38.5%) in stage I, and two (15.4%) in stage IV. Ten patients (76.9%) received chemotherapy. The mean follow-up was 38.38 +/- A 23.25 months (range 5-84 months). During follow-up, recurrence was detected in 7 patients (53.8%). The mean recurrence time was 23.8 +/- A 14.46 months (range 11-48 months). In our study, we found that diagnosis was at an advanced stage, and recurrence rate was high. The mainstay of treatment is surgical resection, but the exact regimen and benefit of adjuvant therapy remain unknown.Öğe Medroksiprogesteron Asetat ve Dydrogesteronun Rat Endometriumu Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi(2000) Kaymakçı, Mine; Acar, Ali; Çapar, Metin; Bala, Ayfer; Akyürek, CemalettinAmaç: Rat endometriumunda medroksiprogesteron asetat ve dydrogesteronun etkilerini karşılaştırmak. Yöntem: 28 adet Wistar cinsi dişi rat kullanıldı. Ratlar 3 gruba ayrıldı. A grubuna (10 rat) 20 gün 1mgr/gün oral medroksi progesteron asetat , B grubuna 20 gün 1mgr/gün oral dydrogesteron verildi. C grubuna ilaç verilmedi. 20 gün sonunda endometrium patolojik incelemeye tabii tutuldu. Bulgular: Her iki ilaç rat endometriumu üzerinde erken sekresyona sebep oldu. Sonuç: Dydrogesteron tabii progesteronun steroizomeridir. Medroksiprogesteron asetattan daha az yan etkiye sahiptir. Bu nedenle dydrogesteron, medroksiprogesteron asetat yerine kullanılabilinir.Öğe Nonobstetrik nedenlerle gelen akut batın tablosundaki gebelerimizin değerlendirilmesi(2005) Gezginç, Kazım; Balcı, Osman; Aksoy, Faruk; Çelik, Çetin; Görkemli, Hüseyin; Çapar, MetinAmaç: Akut batın tablosu nedeniyle kliniğimizde tedavisi yapılan 8 olgu retrospektif olarak değerlendirilerek, akut batın tablosuna neden olabilecek hastalıklar çeşitli klinik özellikleriyle gözden geçirildi. Materyal- Metod: 2001-2005 yılları arasında kliniğimizde tanı ve tedavisi yapılan 8 olguya ait tıbbi kayıtlar retrospektif olarak gözden geçirildi. Fizik muayenelerinde defans, rebound ve hassasiyeti olan bu olguların tamamına cerrahi tedavi uygulandı. Bulgular: Hastaların ortalama yaşı 27.624.89( 19-33), ortalama gebelik haftası ise21.624.40(16-28) idi. 8 olgudan 5'i multipar, 3'ii nullipar idi. Olguların akut batın nedenlerine bakıldığında 8 olgudan 6 tanesinde akut apandisit, 2 tanesinde sağ overyen kist torsiyonu mevcuttu. Cerrahi tedavi uygulanan hastaların ortalama gebelik haftası 21.624.40(16-28) idi. Hastaların 2'si sezaryen, 6'sı vaginal yoldan doğurtuldu. Hastaların ortalama doğum haftası 34.752.71 (31-38) idi. Bebeklerin ortalama doğum ağırlıkları 2300705.08(1200-3000)idi. Bebeklerden 2 tanesi Respiratuar Distress Sendromuna (RDS) nedeniyle kaybedildi. Maternal mortalite görülmedi. Sonuç: Gebeliği esnasında akut batın şikayetleri ile başvuran tüm hastalar, gebeliğin fizyolojik değişiklikleri de göz önünde bulundurularak dikkatle değerlendirilmeli ve cerrahi tedavi erken dönemde uygulanmalıdır.Öğe Ovarian Fibrosarcomas(WILEY, 2002) Çelik, Çetin; Güngör, Salim; Görkemli, Hüseyin; Bala, Ayfer; Çapar, Metin; Çolakoğlu, Mehmet; Akyürek, CemalettinOvarian fibrosarcomas originating from the ovarian stroma are rare but aggressive tumors, associated with an extremely poor prognosis. Ovarian fibrosarcomas are commonly large, unilateral, highly vascular tumors with evidence of inside hemorrhage and necrosis (1–3). There have been sporadic reports in the literature regarding ovarian fibrosarcomas, the gathering of which is useful for treatment and patient follow up. A 49-year-old patient with an ovarian fibrosarcoma was evaluated by diagnosis, treatment and follow up.Öğe Oxidative Stress in Mothers and Their Newborns in Different Types of Labour(2002) Mehmetoğlu, İdris; Kart, Ali; Çağlayan, Osman; Çapar, Metin; Gökçe, Recep[Abstract not Available]Öğe Preeklampside Düşük Doz Aspirin Tedavisinin Etkinliği(2000) Ateş, Emel; Acar, Ali; Çapar, Metin; Albeni, Havva; Akyürek, CemalettinAmaç: Preeklamptik gebelerde düşük doz aspirin tedavisinin feto-maternal sonuçlarını değerlendirmek. Materyal Metod: Şubat-Aralık 1997 arasında kliniğimizde preeklampsi tanısı izlenen 28-32 haftalar arası 24 gebe çalışmamıza alındı. Preeklamptik gebeler randomize 2 gruba ayrıldı. Birinci gruba 80 mg aspirin/gün II. gruba 150 mg/gün aspirin verildi. Tedaviye başlamadan önce tüm gebelerde umbilikal arter Doppler incelemeleri yapıldı. Aspirin tedavisini takiben her iki grupta fetomaternal prognoz ile umblikal arter Doppler değerleri karşılaştırıldı. Bulgular: Preeklamptik gebelerde düşük doz aspirin tedavisini takiben IUGR (İntrauterin Gelişme Geriliği), in utero eksitus insidansında azalma izlenmedi (p0.05). Erken doğumu engelleyici etkisi gözlenmedi (p0.05). Tedavi öncesi ve tedavi sonrası doppler USG (Ultrasonografi) değerlerinde istatistiki olarak fark bulunmadı (p0.05). Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlar düşük doz aspirin tedavisinin (80-150 mg/gün) hasta gruplarımızda etkili olmadığını gösterdi. Bu konuda geniş grupları içeren, çok merkezli çalışmalar yapılması gerektiğini düşünmekteyiz.Öğe Preeklampsinin Şiddeti ile Lipoprotein (a) Seviyesi Arasındaki I?lişki(2000) Çelik, Çetin; Acar, Ali; Albeni, Havva; Çapar, Metin; Görkemli, Hüseyin; Vatansev, Hüsamettin; Akyürek, CemalettinAMAÇ: Kandaki lipoprotein (a) seviyeleri ile hafif ve şiddetli preeklampsi arasındaki ilişki araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: 01:10.1998 ile 30.01.1999 tarihleri arasında 30 preeklamptik 30 kontrol grubu hastada prospektif olarak lipoprotein (a) seviyeler} araştırıldı. 30 preeklamptik gebenin 15'i ağır 15'i hafif preeklampsi olarak gruplandırıldı. BULGULAR: Plazma lipoprotein (a) normal gebelerde 10050 mg/L, hafif preeklampside 33060 mg/L, ağır preeklampside 650240 mg/L olarak tespit edildi. Lipoprotein (a) yönünden kontrol grubu ile preeklamptik grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görüldü (p0.05). yine lipoprotein (a) seviyesi bakımından hafif preeklampsi ile ağır preeklampsi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (z-4,295, p0.05). normal gebelerin hiç birinde lipoprotein (a) seviyesi 300 mg/L üzerinde saptanmadı. SONUÇLAR: Yapılan bu çalışmada lipoprotein (a) 'nın preeklamptik gebelerde yükseldiği ve preeklampsinin ağırlığı ile lipoprotein (a) arasında bir ilişki olduğu saptandı.