Yayın Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 44
  • Öğe
    Muğla-Yatağan İlçesi Eskihisar’da Türk Dönemi Eserleri
    (Selçuk Üniversitesi, 2023 Nisan) Kunduracı, Osman; Bahargülü, Nurcan; Yiğiter, Elif
    Bu makalede Muğla İli Yağan İlçesi Eskihisar’da yer alan Türk dönemine ait eserler ele alınmıştır. Günümüze kadar sürekli yerleşim gören Eskihisar, Stratonikeia Antik Kentiyle iç içe geçmiş, Beylikler döneminden Cumhuriyet dönemine kadar devamlılık gösteren eserleri izleyebildiğimiz önemli bir yerleşmedir. Özellikle Bizans döneminden sonra Türkler tarafından iskân edilmeye başlanan Eskihisar’da Selçuklu hamam geleneğinde yapılmış küçük ölçekli bir köy hamamı bulunmaktadır. Plan ve yapım teknikleri bakımından 14-15 yy. yapısı olduğu görülmektedir. M. 1876 tarihinde Şaban Ağa tarafından yaptırılan kare bir harime sahip ve revaklı bir son cemaat yeri olan cami geç dönem Osmanlı yapılarından birisidir. Bu caminin etrafında oluşturulan köy meydanında da mesleklerin icra edildiği ticaret yapıları yer almaktadır. Bu çalışmada daha çok geç dönem Osmanlı ve Erken Cumhuriyet dönemine ait sivil mimarlık örnekleri ele alınmıştır. Geleneksel Muğla evleri özelliklerine sahip bu yapılar genellikle iki katlı, kırma çatılı ve bir avlu içerisinde yer alan oldukça sade yapılardır. Makaleye dâhil ettiğimiz bu eserler hamam, cami, ticaret yapıları ve çok sayıda sivil mimarlık örneği çalışmamızın esasını oluşturmaktadır. İncelenen eserler; mimarlık ve sanat tarihi açısından ele alınarak bütün özellikleriyle kentin Antik dönemden günümüze gelişen kent dokusu ortaya konmaya çalışılmıştır.
  • Öğe
    Konya Arkeoloji Müzesi’nde Bulunan Bizans Dönemi Bronz Buhurdanlar
    (Selçuk Üniversitesi, 2022 Mayıs) Özdemir, Yurdagül
    Çalışmamızın konusunu, Konya Arkeoloji Müzesi’nde bulunan ve Bizans (Doğu Roma) Dönemi’ne tarihlenen bronz buhurdanlar oluşturmaktadır. İçinde tütsü yakılan, dini törenlerde ve günlük yaşamda kullanılan buhurdanın Hristiyan inancında özel bir yeri vardır. Bu inanca göre göklere doğru yükselen buhur, ibadet edenlerin Tanrıya ulaşan dualarını sembolize etmektedir. Erken Bizans Dönemi’nden Geç Bizans Dönemi’ne kadar kiliselerdeki ayinlerde, cenaze törenlerinde ya da toplumu etkileyen önemli olaylarda buhurdan kullanıldığı, yazılı kaynaklar, tasvirler ve günümüze ulaşan örnekler yoluyla bilinmektedir. Konya Arkeoloji Müzesi koleksiyonuna satın alma ve müsadere yolu ile dâhil edilen on bir adet bronz buhurdan bulunmaktadır. Bu buhurdanlar, Türkiye ile yurtdışındaki müzelerde ve koleksiyonlarda bulunan Bizans Dönemi buhurdanlar ile form, malzeme, teknik ve süsleme açısından benzerlik gösterir. Ancak müze koleksiyonundaki buhurdanların hiçbirinde belirgin bir dinsel konu, simge ve figür bulunmamaktadır. Bu dönemde, süslemeli ve süslemesiz buhurdanların dini ve günlük yaşamda kullanım farklılığına dair kesin veriler mevcut değildir. Bu nedenle eserler Bizans Dönemi dini törenlerinde kullanılan liturjik eşyalar veya günlük kullanım eşyaları olabilir. Çalışmada ele alınan buhurdanlar form, teknik ve süsleme özelliklerine göre incelenip, Türkiye ve yurtdışındaki müze koleksiyonlarında bulunan örneklerle karşılaştırılarak, her birinin ait olabileceği dönem belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmamız, Konya Arkeoloji Müzesi koleksiyonunda bulunan buhurdanların ilk defa ayrıntılı olarak ele alınması ve Bizans maden sanatındaki zengin örneklere yeni bulgular eklemesi açısından önem kazanmaktadır.
  • Öğe
    Sivas İzzeddin Keykavus Darüşşifası Restorasyon Müdahaleleri
    (Selçuk Üniversitesi, 2023) Yiğiter, Elif; Kunduracı, Osman
    Anadolu Selçuklu dönemine ait en önemli şifahanelerden birisi olan İzzeddin Keykavus Darüşşifası Sultan I. İzzeddin Keykavus tarafından 1217 yılında inşa edilmiştir. Darüşşifa işlevini Osmanlı döneminde devam ettiremeyen yapının vakıf şartları medrese hizmeti doğrultusunda değiştirilmiş ve 19. yüzyılın sonlarına kadar medrese olarak kullanılmıştır. Osmanlının savaşlarla geçen son dönemlerinde terk edilmiş, bakımsızlık sonucu bazı bölümleri yıkılmış ve büyük oranda tahrip olmuştur. 1930 sonrası eski eserlerin tescillenmesi ve onarılmasına yönelik çalışmalarla Darüşşifa’da koruma onarım programına alınmıştır. Bu kapsamda ilk çalışmalar 1938 yılı kazılarıyla başlamış, 1960 sonrası kapsamlı onarım çalışmalarıyla devam etmiştir. 1960-1970 yılları arasında gerçekleştirilen onarımlar bütünleme ve sağlamlaştırmaya yönelik olmuş, bugünkü çehresini ise 2009-2012 yılları arasındaki restorasyonlar ile kazanmıştır. Hem mimari özellikleri hem de vakfiyesiyle dönemi hakkında önemli bilgiler veren Darüşşifa’nın iyi bir şekilde korunması ve onarımlarının özenle yapılması gerekmektedir. Yapının özgün durumuna müdahale edilip edilmediği ise restorasyon çalışmalarının detaylı bir şekilde araştırılması sonucunda açıklık kazanacaktır. Bu kapsamda Darüşşifa’nın günümüze kadar geçirdiği çeşitli onarımlar ele alınmıştır. Ayrıca yapıda meydana gelen bozulmalar ve sebepleri tespit edilmiş, gerçekleştirilen onarımlar restorasyon tekniklerine göre değerlendirilmiştir.
  • Öğe
    Ordu'da Osmanlı Cami?leri?
    (Selçuk Üniversitesi, 1994) Baş, Ali
    Ordu ve çevresinin müslüman Türklerin eline ne zaman geçtiği sorusu hâlâ tartışılmakla birlikte, şehrin iç kesimlerinin uzun süre Danişmendoğulları Beyliğinin sınırları içerisinde kaldığı bilinmektedir. Bahaeddin Yediyıldız 'Ordu ve Yöresi Canik bölgesindeki hıristiyanlara karşı Türk hudutlarının korunması ve bölgenin fethi ga- yesiyle, Selçuklular tarafından sınır boylarına yerleştirilmiş olan Oğuzların bir kolu Çepniler tarafından Türkleştirilmiştir" (1) demektedir. Yine aynı yazar Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılmasıyla birlikte, bu bölgede, Bayram Oğlu Hacı Emir İbrahim adlı bir Türkmen beyi tarafından yeni bir beylik kurulmuştur (2) demekle birlikte, Faruk Sümer bu beyliğin Bayram Bey'in idaresinde kurulmuş olabileceğini (3) ifade eder. Beyliğin yıkılışı hakkında da Bahaeddin Yediyıldız, bu beyliğin Osmanlı fethine kadar devam ettiğini belirtmekte (4), Faruk Sümer ise beyliğin 15. yüzyıl başlarında kuvvetli olmasına rağmen, yıkılışı hakkında kesin bilgiye sahip olunamadığından, hatta kuvvetli tahminde bulunulamıyacağından sözeder (5). Fakat Ordu ve çevresinin, Trabzon'nun fethiyle birlikte osmanlı toprakları içerisinde kaldığını söylemek mümkün görünmektedir.
  • Öğe
    Konya'daki? Vakıf Eserleri?n Dünü Bugünü
    (Selçuk Üniversitesi, 1999) Baş, Ali
    Vakıf eserler, hayırsever atalarımızın kendi şahsi gelirlerinden fedakarlık yaparak, insanların hizmetine sundukları ve bu amaca yönelik olarak da meydana getirdikleri kültür varlıklarıdır. Buradaki düşünce sadece insani amaca hizmet ve Allah rızasını kazanmaya yöneliktir. Bugün tarihi eser olarak adlandırdığımız yapıların hemen tamamı vakıftır. Bunu dikkate alarak diyebiliriz ki, vakıflar insanı iyi bir yaşam düzeyine ulaştırmakta ve toplumun sosyo-ekonomik yönden gelişmesini sağlamakta, kültürel yönden onlara iyi bir hizmet vermektedir. Bu sistem devlet eliyle değil, insanlar tarafından oluşturulmaktadır.
  • Öğe
    Türk Süsleme Sanatlarındaki Motif ve Kompozisyonların Kültürel Kaynakları: Mitler ve Destanlar Üzerine
    (Selçuk Üniversitesi, 2002) Duran, Remzi
    One of the elements shaping the work of art has been culture involving beliefs and traditions. Myths and legends are most significant among those elements. Myths and legends are the expression of the adventure of man who has lived throughout history. Turkish Nation with its own long past and rich culture has its own legends and mythology. Turkish mythology and Turkish legends are the inspiring sources of the emergence of Turkish art. The Turks after converting to Islam brought the motives of their old beliefs and traditions into their new religion. It is possible to see patterns and motives ranging from architecture to handcrafts in many fields, reflecting the symbols that belong to their former system of belief or to their mythology and legends. The sources of those motives' iconographic meanings depend on Turkish culture's long past. This work comprises the study of mythology and legends as the main influence on the art of Turkish decoration and ornamentation.
  • Öğe
    Balat-İlyas Bey Külliyesinin Medrese Binası Üzerine Bazı Değerlendirmeler
    (Selçuk Üniversitesi, 2002) Duran, Remzi
    İlyas Bey Complex in Balat, the second capital after Peçin, being composed of a mosque, a hamam (bath), and a medrese (theological school) is an important monument of Menteşe Principality regained its independence following the Ankara War in 1402. However, the construction program was interrupted due to the influence of the Ottoman authority, which was increasingly felt again in the region. The medrese, only the remains of the walls exist at present, is located to the north of İlyas Bey Mosque, the inscription panel of which contains a remarkable word, imaret. The medrese is thought to be built by the Ottomans in the first quarter of the 15th Century. It possesses a disordered plan in the shape of deformed "U". In this plan, the spaces around the open courtyard (with a fountain - şadırvan) shows neither a uniform layout, nor an architectural harmony. The eyvan, surmounted with a dome in the north, and the two larger spaces in the center of the cast and west wings exhibit some constructional similarities to the mosque, which was built first. Although, the building gained a character which is identical to a medrese by the attachments of the cells to those larger spaces, one can understand that the building, in fact, converted from a zaviye, when the word imaret in the inscription of the mosque and its architectural features are considered. A well-ordered row composed of cells found during the excavations in 1994, probably belongs to a medrese, but, to the one with a relatively larger program planned later but not completed. By a detailed examination of the architectural features of the medrese, in this study, the original state of the medrese was tried to be revealed in the light of historical data as well as the architectural trends of the period.
  • Öğe
    Antalya Kıyıları Arkeolojik Sualtı Araştırmaları Üzerine Bir Değerlendirme
    (Selçuk Üniversitesi, 2016) Öniz, Hakan; Karademir, Murat
    Konumu itibariyle, Akdeniz 'in kuzey kıyısında yer alan Antalya, M.Ö.158 yılında Bergama hükümdarı II. Attalos tarafından kurulmuştur. Binlerce yıllık bir tarihi geçmişe sahip olan kent, ülkemizde en çok antik kenti barındıran bir yerleşim yeri olmasının yanında uzun sahil şeridi ile birçok batığa ve arkeolojik kalıntıya da ev sahipliği yapmaktadır. Arkaik dönemlerden itibaren deniz ticaretinin yapıldığı önemli bir yerleşim yeri olan bölgede, son yıllarda yapılan sualtı araştırmaları da bölgenin sualtı kültür varlığı envanterini ortaya çıkarmaktadır. Bu makalede Selçuk Üniversitesi Sualtı Araştırma Merkezi tarafından kentin belirli bölgelerinde yapılan sualtı araştırmaları kapsamında kıyı şeridi boyunca var olan Sualtı kültür varlıklarının tespiti ve değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
  • Öğe
    Akseki İlvat Köyleri ve Çevresindeki Geleneksel Türk Evlerinden Örnekler
    (Selçuk Üniversitesi, 2012) Dursun, Necla
    Konut insanoğlunun barınma, korunma vb. gibi fiziksel ihtiyaçlarının karşılandığı mekân olmasının yanı sıra sosyal, kültürel ve duygusal ihtiyaçlarının da karşılandığı soyut anlamlar içeren bir yapıdır. İnsanoğlunun binlerce yıllık tarihi içinde en önemli uğraşlarından birisi yaşadığı doğal çevreyi ihtiyaçlarına göre düzenlemesidir. Doğadaki tüm canlılar gibi insanoğlu da yaşadığı doğanın ağır şartlarından ve zorluklarından korunmak için çaba sarfetmiş, ilk önce kayalara oyup barınmak haline getirerek hayatını idame ettirmiştir. Türklerin Orta Asya’dan getirmiş oldukları konut kültürü, Osmanlı dönemi konutlarında yaşatılmış ve bu dönemde Türk Konut Mimarisinin en güzel örnekleri ortaya konulmuştur. Konut mimarisi Osmanlı İmparatorluğunun geç döneminde bazı yabancı üslupların süsleme anlayışıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Başkent üslubunun etkilerini taşıyan taşra mimarisi ve süslemesi bugüne kadar yeterince incelenmemiştir. Halk mimarisi özgün bir konu olarak günümüze kadar gelmiştir. Akseki İlvat Köyleri ve çevresindeki eski Türk evlerini içine alan bu çalışmamız, Büyük İlvat, Belen İlvat, Bucak İlvat ve Sarıhacılar köyleri evlerini kapsamaktadır. Araştırmamızda yer alan evler malzeme, yapım tekniği, plan özellikleri ve süsleme özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Genellikle çok sade ve özensiz yapılan taşra evlerine nazaran İlvat evleri çok süslü ve özenli yapılmışlardır. Bu evler halk mimarisi ürünleri olmasına rağmen plan tipleri, cephe düzenleri, ihtişam ve süslemeleriyle başkent üslubunu yansıtırlar. Bunun temel sebebi ev sahiplerinin maddi gücü ve statüleridir. Bölgede yaşayan halkın içinde yetişen ve başkent üslubunu tecrübe eden yerli ustalar da bu sentez mimarinin şekillenmesinde büyük rol oynamaktadırlar. Bu çalışmayla ilk defa araştırılıp değerlendirilen ve daha çok geleneksel özellikler taşıyan bölge evleri, halk mimarisinin en güzel örneklerinin sergilendiği eserler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma ile Akseki İlvat Köyleri ve çevresindeki evlerin incelenerek bilim dünyasına tanıtılması amaçlanmaktadır. Restore edilen birkaç evin dışında, içinde insan yaşamayan diğer evler doğanın ağır şartlarına terk edilmiş durumdadır.
  • Öğe
    Hünkâr Mahfillerinin Ortaya Çıkışı, Gelişimi ve Osmanlı Dönemi Örnekleri
    (Selçuk Üniversitesi, 2013) Çetinaslan, Mustafa
    Bu çalışmada sanat ve mimarlık tarihi terminolojisinde yaygın bir kullanıma sahip olan “maksure/hünkâr mahfili” terimi, hünkâr mahfillerinin ortaya çıkışı, ilk örnekleri ile hünkâr mahfillerinin Selçuklu ve Osmanlı mimarlığındaki gelişimi üzerinde durulacaktır. “Toplanılacak yer, toplantı yeri” anlamına gelen mahfil terimi ile cami harimi içerisinde özel konuma sahip alanlar tanımlanmaktadır. Mahfil olarak adlandırılan mimari kuruluşlar, etrafı parmaklıklarla çevrili ya da yerden yüksek olarak yapılmışlardır. Genel olarak farklı işlevlere uygun olarak biçimlendirilmiş müezzin, bey-hünkâr ve kadınlar mahfili olmak üzere üç çeşit mahfilden söz etmek mümkün olmakla birlikte; bu çalışmada sadece hünkâr mahfilleri incelenecektir. Hz. Muhammed döneminde yaptırılan Mescid-i Nebevi’de bulunmayan maksure/hünkâr mahfilleri, halifelere karşı gerçekleştirilen suikast girişimlerinin sonucunda bir zorunluluk olarak doğmuştur. Devlet başkanının hayatının korunmasına yönelik bir mecburiyetin sonucunda ortaya çıkan cami içerisindeki bu birimler, dinin siyasallaşması sürecinde özellikle 11. ve 12. yüzyıllarda yaygınlık kazanmışlardır. Anadolu’da Selçuklu döneminde inşa edilen camilerde görülmeye başlanan hünkâr mahfilleri, Osmanlı döneminde Sultanlar tarafından yaptırılan camilerin tamamında yer bulan önemli mimari kuruluşlar halini almışlar ve asıl gelişimlerini de Osmanlı mimarlığında göstermişlerdir. Özellikle Osmanlı başkentlerindeki camilerde inşa edilen hünkâr mahfilleri, inşa edildikleri dönemin mimari ve tasarım anlayışını en iyi şekilde yansıtan birimler olmanın yanında; çeşitli sembolik ögelerle de donatılarak, siyasi otoritenin cami içerisindeki yansıması olmuşlardır.
  • Öğe
    Keşan’da Bir Kültür Mirası: Eski Hamam
    (Selçuk Üniversitesi, 2020) Karademir, Murat
    1361 yılında Sultan I. Murad tarafından fethedilen Edirne, İstanbul’un fethine kadar Osmanlı Devleti’ne başkentlik yapmıştır. Başkent olduktan sonra kentin imarına önem verilmiş ve kentte pek çok eser inşa edilmiştir. Bünyesinde barındırdığı şaheserlerle Osmanlı Devleti tarihindeki yerini alan Edirne ve yöresi, anıtsal mimarisi ile dikkat çeken bir yerleşim yeri olmuştur. Bu mimarinin içinde su yapıları ayrı bir yer tutmaktadır. Türklerin temizliğe verdiği önem ve İslam dini hükümleri çerçevesinde kent merkezinde ve çevresinde pek çok su yapısı inşa edilmiştir. Bu yapılar içinde hamamlar kent tarihi ve kent dokusunun gelişmesinde bizlere önemli bilgiler vermektedir. Osmanlı Devleti zamanında özellikle başkent yıllarında kent merkezi ve çevresinde sayısız hamam yapısı inşa edildiğini yazılı belgelerden öğrenmekteyiz. Bununla birlikte başkentin İstanbul olmasıyla birlikte kent önemini kaybetmemiş başta Sultanlar olmak üzere önemli devlet adamları ve varlıklı kişiler tarafından kentin çeşitli bölgelerinde pek çok hamam inşa ettirilmiştir. Bu hamamlar içinde halk hamamları dikkat çekmektedir. Kentin mevcut yapısı ve ihtiyaç durumu gözetilerek inşa edilen bu yapıların önemli bir bölümü hala ayaktadır. İnşa edilen hamamlar sadece kent merkezinde değil aynı zamanda kente yakın mesafedeki kırsal yerleşim yörelerinde de önem arz etmektedir. Bu yerleşim yerlerinin başında bugün Edirne’nin en büyük ilçesi konumunda olan Keşan bulunmaktadır. Edirne kentinin güneyinde ve aynı zamanda Çanakkale Boğazı güzergâhında yer alan Keşan, günümüze ulaşan iki önemli hamam yapısıyla dikkat çeker. Bu hamamlardan her ikisi de bugün ilçe merkezindedir. Hamamlardan daha büyük boyutlu olan ve asıl konumuzu oluşturan Eski Hamam, daha önce yazılı belgelerle yayınlanmamış olup ilk kez bu çalışma ile bilim dünyasına tanıtılacaktır. Banisi ve inşa tarihi bilinmediği için bölge halkı tarafından farklı isimlerle tanınan Eski Hamam, ilçenin günümüze ulaşan en büyük hamam yapısı olma özelliğine sahiptir. Tasarımı ve süsleme özellikleri açısından merkezdeki yapılara göre daha sade bir anlayışla inşa edildiği anlaşılan yapı, kubbeli tasarımı, inşa malzemesi ve bölümleri ile Osmanlı hamam mimarisi içindeki yerini almaktadır. Bu çalışmada Edirne’nin Keşan ilçesinde bulunan ve daha önce arşiv belgelerinde de adına rastlamadığımız bir hamam yapısını malzeme, plan, mimari ve süsleme özellikleri açısından değerlendirerek Türk hamam mimarisi içindeki yerini belirlemeye çalışacağız. Ayrıca yapının tarihlendirilmesi üzerine kısa bir değerlendirme yapılacaktır.
  • Öğe
    Konya Sâhip Ata Hanikahı Çinileri
    (Selçuk Üniversitesi, 2017) Kayın, Ayben
    Bu makalede Konya Sahip Ata Hanikahı’nın çinileri, malzeme, renk, süsleme ve teknik özellikleri açısından değerlendirilmiştir. Sahip Ata Külliyesi, Anadolu Selçuklu Dönemi’ne başkentlik yapmış olan Konya’da, Anadolu Selçuklu veziri Sahip Ata Fahreddin Ali tarafından 668/1269-70 yılında inşa ettirilmiştir. Sahip Ata Külliyesi’nin yoğun çini ve sırlı tuğla süslemeleri döneminin süsleme anlayışını bize oldukça başarılı bir şekilde yansıtması açısından önem taşımaktadır. Külliyede cami, hanikah ve türbe sırlı tuğla ve çini süslemeye sahip yapılardır. Külliye’nin bir parçası olan hamamda ise çini malzemeye yer verildiğine dair elimizde herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Çalışmada Hanikahta yer alan çiniler bulundukları birimlere göre ayrılarak; malzeme, teknik ve renk özellikleri bakımından incelenmiş; hem kendi aralarında hem de diğer bazı benzer yapılardaki çinilerle karşılaştırılarak benzerlik ve farklılıkları açısından değerlendirilmiştir.
  • Öğe
    Yeni Araştırmalar Bağlamında Diyarbakır Kalesi
    (Selçuk Üniversitesi, 2019) Aykaç, Razan; Boran, Ali
    Diyarbakır farklı din, kültür ve devletlerin hâkimiyeti altında kalmış ve tarihin her döneminde medeniyetlerin ilgi alanı olmaya devam etmiştir. Hıristiyanlık ve İslam bu şehirde hüküm süren iki önemli dindir. Romalılar, Partlar, Sasaniler ve Bizans İslam öncesi dönemin bölgeye hâkim olan devletleri olarak öne çıkmaktadır. Diyarbakır’da İslam fethi Hz. Ömer devrinde gerçekleşir. Hulefâ-i Râşidîn döneminden sonra yönetimi Emeviler devralmış bu dönemde Diyarbakır onların hâkimiyeti altında kalmıştır. Abbasiler dönemi Diyarbakır’da kitabelerine en çok rastlanan dönemlerden biri olarak görülmektedir. Şeyhoğulları, Hamdanîler, Büveyîler yine Diyarbakır’da hüküm süren devletler arasındadır. Bölgeye hâkimiyet ve hizmetleri bakımından ön sırada yer alan hanedan Mervânîlerdir. Türk ve İslam tarihinin tartışmasız en büyük devletlerinden olan Büyük Selçuklu Devleti ve ona tabi devletlerden Suriye Selçukluları ve Anadolu Selçukluları; İnaloğulları, Nisânoğulları, Artukoğulları; Akkoyunlu ve Osmanlı Devleti Diyarbakır’a hâkim olmuştur. İslam öncesi ve İslam döneminde kesintisiz bir şekilde inşa, onarım ve yeniden inşa devam etmiş olup Diyarbakır sadece sanat tarihinde değil, genel tarih ve Türk tarihi bakımından da son derece değerli bir hazinedir. Özellikle Artukoğluları zamanında surlarda büyük bir bayındırlık faaliyeti gerçekleştirilmiştir. Ulu Beden ve Yedi Kardeş burçları inşa edilmiş ve surlar da bu dönemde tamir edilmiştir. Ulu Beden ve Yedi Kardeş burçları Türk sanatının şaheserleridir. Merkezde kesişen kuzey-güney ve doğu-batı doğrultulu iki ana yolu, bu yollarla bağlantılı dört ana kapısı ve gizli geçitleri bulunan, zaman içinde yıkılan ya da yeni yapılan binalarla biçimlenerek günümüz dokusuna kavuşan kentin, kuzeydoğu ucunda iç kale yer almaktadır. Arazinin topografyasına uygun olarak yapılan ve 82 burçla tahkim edilen Diyarbakır Kalesi, köşeleri yuvarlatılmış dikdörtgen biçimdedir. Diyarbakır surlarının bir bölümünde, 1930-1932 yılları arasında çeşitli yıkımlar yaşanmıştır. Harput Kapı civarında yaklaşık 200 m’lik kısım, şehre hava gelmesini engellediği düşüncesiyle, dinamitlenerek yıkılmıştır. 1932 yılında kente gelen Albert Gabriel yıkımın hata olduğu konusunda yetkilileri ikna ederek, surlar hakkında yayın hazırlamıştır. 1940’ lı yıllardan günümüze kadar surlar tamir görmüştür. 4 Temmuz 2015’de UNESCO 39’uncu Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda “Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzajı” adı altında Dünya Kültür Mirası olarak tescillenmiştir.
  • Öğe
    Edirne Şehabeddin Paşa Camii haziresi mezar taşları / The tombstones located at the graveyard of Edirne Şehabettin Paşa Mosque
    (SELCUK UNIV, INST TURKISH STUDIES, 2019) Karademir, Murat.; Kunt, Ibrahim.
    In this study, 22 tombstones located at the graveyard of Edirne Sehabeddin Pasha mosque pertaining to the Ottoman Period were documented and scrutinized in terms of art history. The entire samples listed in the catalogue were photographed and their documentation were realized. The tombstones were evaluated one by one as to their characteristics in Turkish tombstone art. Of the 18 tombstones, 18 were ordinary ground stones, 3 were framed stones and 1 was sarcophagus. The oldest of these tombstones was dated 1648 A.D. whereas the latest was dated 1889 A.D. The stones were engraved with motives such as cypress, vitis, tulip, rose, flowers, curling branches and motifs. In addition to their aesthetic view, the Ottoman tombstones provide important information regarding professions, titles, and beliefs. The tombstones investigated in this study stand out to be simple exemplars that maintain the tradition of tombstone building in social, economic and cultural aspects.
  • Öğe
    Niğde müzesi’ndeki osmanlı mühürleri
    (2019) Dursun, Necla
    Medeniyet tarihinin en önemli eserlerinden olan mühürler, tarih öncesi dönemlerden itibarenkullanıla gelmiştir. Türk Tarihi’nde damga veya tamga olarak adlandırılan ve ilk örneklerine OrtaAsya’da rastladığımız mühür, Türkler’ in İslamiyet’i kabulü ile birlikte farklı bir boyut kazanmıştır.Mühürler, İslamiyet’le birlikte hat sanatının farklı alanlardaki kullanımını gösteren en güzel örneklerolmuştur. Kendi dönemi için imza niteliği taşıyan bu eserler bazen bir yüzük üzerinde, bazen birkolye, bazen de kösteğe takılan veya özel kese içinde taşınan yönetim, kamu veya şahsa özelniteliklerde karşımıza çıkmakla birlikte koruma veya uğur getirmesi için tılsım olarak dakullanılmıştır. Araştırma konumuz Niğde Müzesi’nde yer alan Osmanlı Dönemi mühürlerininokunuşu, gruplaması, tasnifi ve tanımlanması kapsamında bilimsel değerlendirmelerinin ortayakonulmasıdır. Bugüne kadar Osmanlı Dönemi mühürleri ile ilgili çalışmalar yapılmasına rağmen,standart bir kalıp vermeyen mühürlerin taşra örneklerinin incelenmesi ve bilim dünyasına tanıtılmasıaraştırmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu kapsamda, Niğde Müzesi’nde yer alan OsmanlıDönemine ait mühür örnekleri incelenmiş, detaylı fotoğrafları çekilmiş, tasnif edilip gruplandırılmışve genel bir değerlendirmeye tabi tutularak özellikleri ortaya konulmuştur.
  • Öğe
    İstanbul –küçükçekmece abdüsselam çelebi çeşmeleri
    (2018) Karademir, Murat
    Osmanlı Devleti’nde yükselme dönemi imar faaliyetleri açısındanoldukça parlak bir süreci kapsamaktadır. Özellikle başkent İstanbul’unbu süreçte yoğun bir inşaat faaliyetine sahne olduğu bilinmektedir. Baştasultanlar olmak üzere hanım sultanlar, sadrazamlar, devlet adamları vehayır sahibi kişilerin yaptırmış olduğu vakıf eserleri kentin daha dagelişmesini sağlamış ayrıca yeni yeni semtlerin bayındır hale gelmesineolanak sağlamıştır.Bu semtlerden bir tanesi de konumu itibariyle Rumeli’ye geçiştegüzergah üzerinde yer alan ve Osmanlı Devleti zamanında Çekme-i Küçükyani Küçükçekmece olarak bilinen yerleşim yeridir. Fetihten sonraismiyle birlikte talihi de değişen semt, camileriyle, medreseleriyle,kervansaraylarıyla, hamamlarıyla ve çeşmeleriyle önemli bir konaklamayeri haline gelmiştir. Özellikle Yavuz Sultan Selim ve Kanuni SultanSüleyman zamanında başdefterdar olarak görev yapan AbdüsselamÇelebi, bölgenin gelişmesi adına önemli imar faaliyetlerinde bulunmuş vekendi adına bir külliye inşa ettirmiştir. Başta cami olmak üzere medrese,imaret, türbe ve iki adet çeşmeden meydana gelen külliyede medrese veimaret günümüze ulaşamamıştır.Bu makalede Abdüsselam Çelebi’nin Küçükçekmece’de kendi adınıtaşıyan külliyesi içindeki çeşmeler ele alınacaktır. Günümüzde her ikiside oldukça bakımsız halde olan çeşmeler kurtarılmayı beklemektedir.Çalışmanın amacı tarihi öneme sahip bu çeşmelerin külliye içindekimevcut durumları, konumları, malzeme ve tasarım özellikleri ile süslemeözellikleri olarak ön plana çıkacak ve Osmanlı Çeşme mimarisi içindekiyerleri hakkında genel bir değerlendirme yapılacaktır.
  • Öğe
    Alara'da yeni bulunan bir şapel
    (2018) Karademir, Murat
    Küçük bir köy olan Alara, Pamfilya Bölgesi içerisinde yer alır. Yerleşme, Ortaçağ boyunca önemini koruyan ticaret yolu güzergahı üzerindedir. Yerleşme ile aynı ismi taşıyan kale, Roma döneminden Osmanlı dönemine kadar periyodik olarak kullanılmıştır. Bu kalenin kuzey yamacında doğal bir mağaranın önüne inşa edilen şapel, 2007 yılında yürütülen kazı çalışmalarında bulunmuştur. Harap durumdaki şapel, tamamen kaba yonu taştan, tek nefli, doğu- batı doğrultusunda inşa edilmiştir. Giriş ve naos şeklinde iki bölümden oluşan şapelin naos bölümü ve apsis duvarı, duvar resimleri ile kaplıdır. Doğal ve yapay tahribata maruz kalan duvar resimleri, makalenin asıl konusunu oluşturmaktadır. 11-12. yüzyıllarda inşa edilen şapel, resim programı doğrultusunda tarihlendirilmiştir. Resimlerindeki ifadeli ve hareketli figürler, elbise kıvrımlarındaki gerçeklik, renk tonlaması ile belirginleştirilen hacim nitelikleri ve bu yüzyıllara tarihlendirilen benzer örneklerle aynı üslup özellikleri göstermektedir. Küçük bir yapı olmasına rağmen süslemeleri kaliteli ve figürleri oldukça başarılıdır. Bu türde bir yapının Alara kalesi gibi kırsalda bulunması inşa edildiği dönem içinde bölgedeki imar faaliyetleri ile açıklanabilir. Yerleşmenin, bir dönemini tarihlemeye ve bu dönem ile ilgili boşlukları doldurması bakımından şapel, mimarlık tarihi için küçük ama önemli bir yapı olarak dikkat çekmektedir. Bu makale ile bölge tarihi topografyasının bilinmeyen bir dönemine küçükte olsa katkı yapılması hedeflenmiştir
  • Öğe
    Malatya Sancaktar Mezarlığı'ndaki Osmanlı dönemi mezar taşları
    (2017) Güzel, Emine
    Yurdumuzun farklı bölgelerinde zengin örnekleriyle karşımıza çıkan ve üzerlerine işlenmiş olan yazı, süsleme ve başlıklarıyla tarih, edebiyat, sosyoloji ve sanat tarihi gibi pek çok alan için büyük önem taşıyan mezar taşları, yapıldığı dönemin düşünce yapısını, dil ve ifade özelliklerini günümüze taşımaları bakımından da dikkat çeken bir özelliğe sahiptirler. Bu açıdan geçmiş dönemlerde kullanılan isimler, kıyafetler, eşyalar, bazı toplumsal olay ve inanışlar gibi Türk kültürünün geçmişini aydınlatan pek çok ipucunu Orhun Kitabeleri’nde, Selçuklu ve Osmanlı mezar taşlarında bulmak mümkündür. Türk sanatı tarihinde önemli bir yere sahip olan mezar taşları başta Hun Devleti olmak üzere Göktürk, Uygur, Karahanlı, Gazneli, Selçuklu ve nihayet Osmanlı Devleti gibi Türk devletlerinin hepsinde var olmuştur. Farklı form ve süslemelerle ölülere duyulan saygı, ölen kişinin anısını yaşatmak, ölümden sonraki hayatın varlığına olan inanç ve kişinin kim olduğunun belirtilmesi gibi nedenlerle her dönemde varlıklarını sürdüren mezar taşları, Hunlarda ve Göktürklerde kurgan ve balbal, Selçuklularda mezar kitabesi, Osmanlılarda ise farklı formlardaki başlıklar şeklinde görülmüştür. Bu çalışmada Malatya’nın en eski mezarlıklarından biri olan ve zengin mezar taşı başlıklarıyla dikkat çeken Osmanlı dönemine ait çok sayıda mezarın yer aldığı ve yaklaşık 250 yıllık bir geçmişe sahip olan Sancaktar Mezarlığı ele alınmıştır. Mezarlık oldukça geniş bir alana sahiptir. Bu nedenle mezarlığın tamamının incelenmesi daha geniş kapsamlı bir çalışmayı gerektirdiğinden burada mezarlığın sadece güney bölümündeki mezar taşları ele alınmıştır.
  • Öğe
    Konya sahip ata vakıf müzesi’nde sergilenen vakıf şamdanlar
    (2016) Çetinaslan, Mustafa
    Konya Sahip Ata Vakıf Müzesi'nde Konya çevresinden getirilen çeşitli eserler sergilenmektedir. Ahşap, halı, lq'lim, yazma, arşiv vesikası, hat levhası, taş, çini ve alçı gibi çeşitli gruplara ayrılan bu eserler arasında madeni eserler de yer almaktadır. Madeni eserler içerisinde ise hem sayı hem de nitelikleri açısından şamdanlar özel bir öneme sahiptir. Bu çalışmada müzede sergilenen 48 şamdandan üzerinde vakıf bilgileri bulunan 19 tanesi elealınacaktır. Konutlardaki kullanımlarının yanısıra cami, türbe, dergâh, tekke ve zaviye gibi yapılarda aydınlatma aracı olmanın ötesinde sembolik bir anlam da kazanan şamdanlar, maden sanatının en güzel uygulama alanları arasındadır. Bununla birlikte incelediğimiz şamdanlar genel olarak sade, işlevin ön planda olduğu eserlerdir. Çalışmamıza konu olan şamdanlar Konya çevresindelq' çeşitli cami, mescit ve dergâhlardan getirilerek Sahip Ata Vaqu Müzesi'nde koruma altına almmıştır. Pirinç ve balqr madenlerinden yapılan bu şamdanlar 19. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir. Söz konusu şamdarıların üzerinde edebi metinlere yer verilmeden kısa ve net ifadelerle şamdanın kim tarafından, hangi yapı için, ne zaman yapıldığını gösteren vaqu kayıtları bulunmaktadır. Bu makalede ele alınan şamdanlar, sanat tarilıi yöntem ve tekniklerine göre tanıtılacak ve değerlendirilecektir. Bunun yanında şamdanlar üzerindeki vakıf kayıtları da okunarak, içerdikleri bilgiler ortaya konulacaktır. Böylece hem sanat tarihi hem de tarih alanında yapılacak çalışmalara katkı sağlanması amaçlanmaktadır.
  • Öğe
    Çorum'da Bakırcılık
    (2014) Dursun, Necla
    Geleneksel Türk el sanatlarımızdan biri olan bakırcılık sanatı, sanayi devrimi sonrasında diğer el sanatlarında olduğu gibi önemini yitirerek yok olma sürecine girmiştir. Çorum'da bu el sanatı için ayrılan Osmanlı dönemi arastasında günümüzde bu işi devam ettiren birkaç usta bulunmaktadır. Bunlar da zamanın hızlı değişim koşullarına ayak uydurmaya çalışmaktadır. Osmanlı döneminde Çorum kendi bakır kap ihtiyacını karşılayan önemli merkezlerden biridir. Orta Karadeniz bölgesindeki diğer şehirlerde olduğu gibi Çorum'un da bakır ihtiyacı Küre'den karşılanmıştır. Malzeme temini sorununu çözen ustalar kendi atölyelerinde dövme tekniğinde kaplar üretmişlerdir. Kap çeşitliliği bakımından hemen her tür evaniyi görmek mümkündür. Elimizdeki örneklere istinaden bu kapların sadece ihtiyacı karşılayan eşyalar olmadığı aynı zamanda süslemeleri ile dönem üslubunu yansıttıkları görülmektedir. Genellikle Osmanlı geç dönemine tarihlenen bu kaplar üzerinde hem geleneksel motifler hem de batı kökenli motifler bir arada kullanılmıştır. Bu eklektik üslup, bakırlar üzerine genellikle kazıma tekniğinde işlenmiştir. Geometrik motifler, bitkisel motiflerin etrafında kontur olarak kullanıldığı gibi tek başına ayrı bir motif şeklinde de işlenmiştir. Yazı süsleme olmaktan ziyade yaptıranın bilgilerini içeren kitabe nitelindedir. Ancak yazı etrafı bitkisel motiflerde olduğu gibi geometrik bir konturla çerçevelenmiştir. Bazı örneklerde bu kontur, bir palmetle sonuçlanan şemse ile bazı örneklerde ise tuğra şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, dövme tekniğinde üretilen en erken tarihli kaptan günümüzde üretilen kaplara kadar geniş bir zamanda devam eden Çorum bakırlarının özelliklerinin, hazırlanış ve imalat aşamalarının, ustaların, kap çeşitlerinin, tanıtımı ve Sanat Tarihi çerçevesinde bilimsel değerlendirmelerini ortaya koymaktadır