Yazar "Gül, Mehmet" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 20 / 29
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Acil servise gastrointestinal kanama ile başvuran hastalarda hastane yatış süresini etkileyen faktörler(2011) Cander, Başar; Ertekin, Birsen; Kara, Hasan; Gül, Mehmet; Dündar, Defne; Koçak, Sedat; Girişgin, Sadıkçalışmamızda GİS kanaması ile acil servisimize başvuran hastaların başvuru anındaki CRP, lökosit değerleri, endoskopi bulguları ve sosyodemografik özelliklerinin yatış süresine etkisi incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Eylül 2008-Aralık 2008 tarihleri arasında Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil servisine başvuran ve üst gis kanamalı hastalar çalışmaya alındı. Hastalar; yaş, cinsiyet, yatış süresi, başvuru anındaki CRP, lökosit değerleri ile endoskopi bulguları yönünden değerlendirildi. Bulgular: Toplam 30 hasta çalışmaya alındı. Alt gastrointestinal sistem ve özafagus varis kanamaları olan hastalar çalışma dışı tutuldu. Gastrointestinal kanama ile başvuran hastaların %33’ü kadın, %67’si erkekti. Hastaların ortalama lökosit değerleri 11,064,06 k/uL ve ortalama CRP değerleri 35,7726,56 mg/L idi. Bu hastaların hastanede ortalama yatış süreleri 6,406,17 gün olarak tespit edildi. En sık görünen endoskopik bulgular %70.0 evre 3, %3.3 evre 2b, %6.7 evre 2a, %13.3 evre1b ve %6.7 oranında evre 1a olarak tespit edildi. Sonuç: Çalışmamızda hastaların hastane yatış süresi ile endoskopi sonuçları, lökosit ve CRP değerleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır.Öğe Acil Serviste Pulmoner Tromboembolili Hastaların Farklı Puanlama Araçları ile Değerlendirilmesi(Selçuk Üniversitesi, 2018 Aralık) Özer, Muhammet Raşit; Ergin, Mehmet; Altunay, Fatih; Gökal, Aliye Nur; Dündar, Zerrin Defne; Vişneci, Emin Fatih; Koçak, Sedat; Gül, MehmetAmaç: Acil serviste pulmoner tromboemboli (PTE) tanısı alan hastaların mortalite ile demografik, klinik, laboratuvar ve skorlama özellikleri arasındaki ilişkiyi araştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, 2012-2015 yılları arasında acil servise başvuran torasik bilgisayarlı tomografi (BT) veya pulmoner BT anjiyografisi ile PTE tanısı alan 166 hasta çalışmaya dahil edildi. Hasta grubu Grup I (sağ kalan) ve Grup -II (hayatta kalmayan)olarak iki gruba ayrıldı. Hematolojik ve biyokimyasal laboratuvar parametreleri, laktat içeren arteriyel kan gazı değerleri ve tüm hastaların klinik şiddeti MWS, PESI ve MEWS skorlama sistemleri kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Arteriyel oksijen basıncı (PaO2) ve laktat düzeyleri açısından, hasta grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu. Grup II'de, PESI ve MEWS skorları Grup-I hastaları ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek bulundu. Grup II hastalarında MWS skoru daha yüksekti. Sonuç: Burada kullanılan parametreler ve skorlama araçları sayesinde, PTE olgularını tanılamayı amaçladık. PTE'nin bu bulguların yardımıyla klinisyen tarafından daha erken teşhis edildiğinde, mortalite ve morbidite oranlarının azaltılacağını ve tedavinin daha etkili olacağını düşünmekteyiz.Öğe Acil serviste santral venöz kateter uygulamaları; geriye dönük bir çalışma(2009) Acar, Fahrettin; Cander, Başar; Girişkin, Sadık; Gül, MehmetGİRİŞ: Çalışma, bir yıl boyunca hastanemiz acil servisinde yapılan santral ven uygulamalarımızın geriye dönük analizini içermektedir. GEREÇ-YÖNTEM: Bu çalışmada, 2006 yılı boyunca acil serviste santral venöz kateter uygulanan 195 hastanın dosyaları, geriye dönük olarak incelendi. Hastalar acil cerrahi, dahili olgular ile hemodiyaliz kateteri takılan hastalar olmak üzere üç grupta incelendi. BULGULAR: Santral venöz kateterizasyon için en sık internal juguler ven kullanıldı (% 78.9). Hastaların büyük çoğunluğunda kateterizasyon endikasyonu mayi replasmanı ve santral venöz basınç ölçümü idi (% 55.3). Cerrahi acil olgularda en sık acile başvuru nedeni trafik kazası (% 17,4), dahili olgularda ise serebrovasküler hastalıklar (% 10.7) idi. İnternal juguler kateterizasyonda % 14,9, subklavian kateterizasyonda % 25, femoral kateterizasyonda ise % 28.5 komplikasyon gelişti. En sık görülen komplikasyonlar internal juguler yolda arter kateterizasyonu (% 7.7), femoral yolda enfeksiyon (% 14.2), subklavyan yolda ise kateter disfonksiyonu idi (% 20). SONUÇ: Acil servisler, santral venöz kateter uygulamasının sıklıkla yapıldığı kliniklerdir. Komplikasyon azlığı nedeniyle internal juguler venin kateterize edilmesi, öncelikli olarak tercih edilebilir.Öğe Acil yoğun bakım da çoklu travma hastaları ve skorlama sistemleri(2009) Dur, Ali; Cander, Başar; Koçak, Serdar; Girişgin, Sadık; Gül, Mehmet; Koyuncu, FeridunAmaç: Bu çalışmanın amacı Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi (SÜMTF) acil yoğun bakım kliniğinde takip edilmiş olan çoklu travmalı hastalar hakkında epidemiyolojik veri toplamak ve Glaskow Koma Skorları (GKS) ve Revize Travma Skorlarının (RTS) etkinliğini saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Bu geriye dönük çalışma, SÜMTF acil yoğun bakım kliniğinde Ocak 2006 - Ocak 2009 tarihleri arasında takip edilmiş olan 146 travma hastaları incelenerek yapılmıştır. Bu hastalarda en az iki vücut bölgesini ilgilendiren travma mevcut idi. Hastaların başvuru anındaki GKS ve RTS değerleri hesaplandı. Elde edilen veriler SPSS 15.0 Microsoft for Windows programı ile değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya alınan bu hastaların yaş ortalaması 3121 (1- 80 yıl) yıl idi. Hastaların 112’si (%81.2) erkek, 26’sı (%18.8) kadın idi. Tüm çalışma hastalarındaki ortalama GKS ve RTS değerleri sırasıyla 9.8 (3 -15) ve 5.81 (0- 7.841) olarak tespit edildi ve bu hastaların acil yoğun bakım kliniğinde yatış süreleri 5 (1- 30 gün) gün olarak tespit edildi. Hayatını kaybeden hastaların ortalama GKS ve RTS değerleri sırasıyla 5.16 (3- 15) ve 3.971 (0- 7.108) olarak tespit edildi ve bu hastaların acil yoğun bakım kliniğinde yatış süreleri 4 (1- 30 gün) gün olarak tespit edildi. Travmaların %41’ i araç içi, %37'si de araç dışı trafik kazasına bağlı meydana gelmişti. Sonuç: Bu çalışmada, çoklu travma yaralanmalarının genç ve erkek cinsiyeti etkilediği ve başvuru anındaki GKS ve RTS değerlerinin önemli birer prognostik faktör olduğu tespit edilmiştir.Öğe Akut iskemik inme ile akut faz reaktanları arasındaki ilişki(2011) Gül, Mehmet; Cander, Başar; Girişgin, Sadık; Tokgöz, Serhat; Koçak, Sedat; Bircan, Metin; Kaya, HalilAmaç: Enflamasyonun inme etyopatogenezindeki rolü son yıllarda yoğun olarak araştırılmaktadır. Bu klinik çalışmada akut faz reaktanlarının (AFR) Akut İskemik İnme (Aİİ) ile ilişkisi araştırıldı. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya Aİİ tanısı konulan 126 hasta ve herhangi bir yakınması olmayan 104 gönüllü sağlıklı birey kontrol grubu olarak dahil edildi. Aİİ tanısı konulan hasta ve kontrol grubundan alınan kanda beyaz küre (WBC), C-reaktif protein (CRP), fibrinojen, lipoprotein (a) (Lp a) ve kompleman fragmanları (C3 ve C4) düzeyleri araştırıldı. Bulgular: Aİİ’li olgularda CRP, WBC ve fibrinojen değerleri kontrol grubuna göre istatistiksel yönden anlamlı olarak yüksek bulundu (sırasıyla, p0.001, p0.001, p0.001). Lp (a), C3 ve C4 açısından ise iki grup arasında bir fark bulunmadı (sırasıyla p0.727, p0.163, p0.497). Sonuç: Primer inme korumasında en önemli hedef, inmeye yol açan risk faktörlerinin belirlenmesi ve değiştirilmesidir. (JAEM 2011; 10: 161-4)Öğe Akut iskemik strokta Chlamydia Pneumoniae seropozitifliği(2004) Gül, Mehmet; Duran, Arif; Kaya, Halil; Uca, Ali UlviAMAÇ: Çalışmamızın amacı Akut Iskeınik Strok (AlS) ile Chlamydia Pneumoniae (CP) seropozitifliği arasındaki olası ilişkiyi araştırmaktı. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma prospektif bir klinik çalışma olarak yapıldı. 01-01-2001 ile 31-12-2001 tarihleri arasındaSelçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi acil servisine başvuran 126 AlS'lu hasta [64 kadın (%51), 62 erkek (%49), ortalamayaş 67 14] ve hiçbir yakınması olmayan, sağlıklı, gönüllü 104 birey [76 erkek (%73), 28 kadın (%27), ortalama yaş 6414] çalışmaya alındı. Hasta ve kontrol grubu CP seropozitifliği (CP IgG ve IgA antikorları) açısından karşılaştırıldı. BULGULAR: CP IgA ve CP IgG seropozitifliği AlS'lu olgularda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (Sırasıyla, P0.006 ve P0.001). SONUÇ: Bu sonuçlara göre, CP ile AIS arasında bir ilişki söz konusu olabilir. Olası bu ilişkinin kapsamlı çalışmalarla desteklenmesi gerekmektedir.Öğe Akut Koroner Sendromların Erken Döneminde Akut Faz Reaktanlarının Belirlenmesi(2002) Gül, Mehmet; Kafalı, Mehmet Ertuğrul; Ak, Ahmet; Tokaç, Mehmet; Bayır, AyşegülSon yıllarda iskemik kalp hastalıklarının oluşumu ve gelişiminde inflamasyonun rolü birçok klinik ve deneysel çalışmayla yoğun olarak araştırılmaktadır. Akut koroner sendromlar iskemik kalp hastalıklarının patolojik ve klinik olarak en ciddi formudur. Bu çalışmada akut koroner sendromlu olguların acil servise başvuru sonrası ilk 12 saatlik erken dönemindeki inflamasyon belirteçlerinin değişimini araştırdık. Bu amaçla akut miyokard infarktüsü (AMI) ve anstabil angina pektoris (UAP) tanısı konulan olgularda plazma akut faz reaktanlarının [Lipoprotein a (Lp a), beyaz küre, fibrinojen, C-reaktif protein (CRP), kompleman 3 ve 4 (C3, C4)] acil servise başvuru sırasında ve 12 saat sonraki değerleri ölçülerek inflamasyon şiddeti yönünden karşılaştırıldı. Yöntem: Çalışmaya göğüs ağrısı şikayetiyle İlk ve Acil Yardım Kliniği'ne başvurup, fizik muayene ve laboratuar tetkikleri ile UAP (54 hasta) ve AMI (58 hasta) tanısı konulan çalışma grubu ve herhangi bir yakınması bulunmayan sağlıklı gönüllü kontrol grubu (50 birey) dahil edildi. İlk ve Acil Yardım Kliniği'ne kabul edilen çalışma grubundan başvuru anında ve on iki saat sonra, kontrol grubundan ise on iki saat arayla iki kez venöz kan örneği alındı. Bulgular: UAP'li olgularda ilk 12 saatlik dönemde fibrinojen ve C4 değerlerindeki azalma, AMI'lü olgularda lipoprotein (a) değerlerindeki artış anlamlı bulundu (sırasıyla, P0.016, P0.029, P0.047). Sonuç: Akut koroner sendromun her iki formunda da acil servise kabulden sonraki ilk 12 saatlik dönemde inflamatuar süreç devam etmekte, özellikle fibrinojen ve C4 gibi inflamasyon belirteçlerinin plazma değerlerinde azalma görülmektedir.Öğe Alternatif Turizm Kapsamında Kahramanmaraş İli Yedikuyular Bölgesi Dağ ve Kış Sporları Turizmi İçin Öneriler(2016) Karaman, Abdullah; Gül, MehmetTurizm sektöründe dünyada son yıllarda ekonomik, sosyal, siyasi ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak, her geçen gün önemli değişiklikler gözlenmeye başlanmıştır. Turizm faaliyetlerigeçmiş yıllarda genellikle yaz aylarında belli bölgelerde gerçekleşen deniz-kum-güneş üçgeninde gelişmekteydi. Buna bağlı olarak; alışılmış turizm merkezlerinden uzakta, doğal ortamı yaşama, kırsal kültürleri tanıma, yerel halkla ilişkiler kurma, doğal çevre ile uyumlu tesislerde konaklama- yeme- içme hizmetlerini satın alma ve doğal güzellikleri bozulmamış temiz bir bölgede yapılan faaliyetler olarak alternatif turizm türleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Eko turizm, sürdürülebilir turizm, kırsal turizm, yayla turizmi, çiftlik turizmi gibi pek çok değişik isimlerle anılan bu faaliyetin alanlarından biri de dağ ve kış turizmidir.Bu çalışmada, Kahramanmaraş İli Yedikuyular bölgesinin kış turizm potansiyelinin olup olmadığı; varsa hangi kaynakların nerede, ne şekilde, nasıl değerlendirileceği ve bunun sonucu Kahramanmaraş ekonomisinde istihdam ve gelirin ne şekilde yön değiştirebileceği belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda bölgenin kış turizm potansiyeli taşıdığı ve gerekli alt- üst yapı yatırımlarıyla önemli bir kış turizm destinasyonu olacağı öngörülmüştürÖğe Öğe Deneysel sepsis modelinde glutatyon, myeloperoksidaz, plazma ve doku mda düzeylerine N-asetilsistein ve erdostein’in etkilerinin karşılaştırılması(2009) Ayan, Murat; Gül, Mehmet; Köylü, Ramazan; Seydanoğlu, Abdüsselam; Erdem, Sami; Köylü, Öznur; Cander, BaşarAMAÇ: Deneysel sepsis modelinde antioksidan bir ajan olan N-asetilsistein ve Erdostein’in serbest oksijen radikalleri üzerine olan etkileri ve sepsisin neden olduğu organ fonksiyon bozuklukları ve akciğer doku hasarını önlemedeki rolü araştırıldı. METOD: Çalışmada Sprague-Dawley cinsi 40 adet rat kullanıldı. Ratlar randomize 10’arlı gruplara ayrıldılar. Ratlarda çekum ligasyon perforasyon yöntemiyle sepsis oluşturuldu. Sham grubu(grup 1), sepsis grubu(grup 2), sepsis N-asetisistein (grup 3) ve sepsis Erdostein (grup 4) şeklinde 4 grup oluşturuldu. N-asetilsistein grubunda ilaçlar (20mg/kg/gün), çekum perforasyonundan sonra, 0. 8. ve 16. saatlerde verildi. Erdostein grubunda ise ilaçlar(20mg/kg/gün) 0.ve 12. saatlerde verildi. 24. saatte lökosit, eritrosit glutatyon, lökosit myeloperoksidaz ve plazma malonildialdehit değerlerinin tayini için kan örnekleri ve doku incelemeleri için deneklerin ölümünü takiben akciğerden doku örnekleri alındı. BULGULAR: Gruplar karşılaştırıldığında grup 3’te grup 2’ye göre; lökosit, lökosit myeloperoksidaz ve akciğer doku malonildialdehit değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanırken (P0.05), eritrosit glutatyon, plazma malonildialdehit değerleri açısından anlamlı fark saptanmadı (P0.05). Grup 4’te grup 2’ye göre eritrosit glutatyon, lökosit myeloperoksidaz, plazma malondialdehit ve akciğer doku malonildialdehit değerleri açısından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı tespit edilirken (P0.05), lökosit değerleri açısından anlamlı tespit edilmedi (P0.05). SONUÇ: Deneysel sepsis modelinde antioksidan bir ajan olan N-asetilsistein ve Erdostein’in düşük doz uygulanmasında eritrosit glutatyon, lökosit myeloperoksidaz düzeylerine, akciğer fonksiyonlarına, plazma ve doku malonildialdehit seviyelerine olumlu etkileri mevcuttur. Düşük doz N-asetilsistein ve Erdostein tedavisinin, sepsise bağlı organ fonksiyon anormalliklerini azaltmasına rağmen, bu etki histopatolojik olarak akciğer dokusuna yansımamıştır.Öğe The effect of n-acetyl cysteine on serum glutathione, tnf-? and tissue malondialdehyde levels in the treatment of sepsis(2011) Gül, Mehmet; Ayan, Murat; Seydanoğlu, Abdüsselam; Cander, Başar; Girişgin, Sdık; Erayman, İbrahim; Erdem, SamiAMAÇ Bu çalışmada, sepsis tedavisinde antioksidan bir ajan olan N-asetilsistein’in (NAC) serbest oksijen radikalle ri düzeylerine olan etkileri araştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM Çalışmada ağırlıkları 180-200 gr arasında değişen 30 adet Sprague-Dawley cinsi dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlar rastge le 10’arlı 3 gruba (Grup I: Sham, Grup II: Sepsis ve Grup III: Sepsis NAC) ayrıldı. Grup I’e yalnızca laparotomi yapıldı. Grup II ve Grup III’de çekal ligasyon perforasyon (ÇLP) yöntemiyle sepsis modeli oluşturuldu. Grup III’e oral yoldan 0., 8. ve 16. saatte 20 mg/kg/gün NAC verildi. 24. saatte eritrosit glutatyon (GSH), serum TNF-? değerle rinin tayini için kan örnekleri ile histopatolojik inceleme ve doku malondialdehid (MDA) tayini için akciğer, karaciğer ve böbrek doku örnekleri alındı. BULGULAR Grup III’de TNF-?, eritrosit GSH ve böbrek doku MDA de ğerleri diğer gruplarla karşılaştırıldığında istatistiksel açı dan farklılık saptandı (p0,05). Karaciğer doku MDA de ğerleri ve akciğer, karaciğer ve böbrek dokularının histo patolojik inceleme sonuçları açısından ise gruplar arasında farklılık bulunmadı (p0,05). SONUÇ Sepsis oluşturulan sıçanlara verilen NAC tedavisinin eritro sit GSH, serum TNF-? düzeylerine, akciğer fonksiyonları na, böbrek doku MDA seviyelerine olumlu etkileri saptan dı. Buna karşılık bu olumlu etkinin histopatolojik düzelmeye yansımadığı görüldü. NAC’nin sepsis tedavisinde olası yarar lı etkilerini ortaya koymak için yeni çalışmalara ihtiyaç vardır.Öğe Effects of Hypertonic Saline, HAES and Dymethylsulphoxyde on Free Oxygen Radicals in Haemorrhagic Shock(2003) Bayır, Ayşegül; Kafalı, Mehmet Ertuğrul; Ak, Ahmet; Şahin, Mustafa; Karagözoğlu, Emrah; Gül, Mehmet; Karabulut, KaanAmaç: Bu çalışmada amaç hemorajik flok sırasında kullanılan resusitasyon sıvılarının ve bunlara antioksidan eklenmesinin doku iskemisi üzerine etkilerini araştırmaktır. Gereç ve yöntem: Kırk adet Yeni Zelanda tipi tavşan K (kontrol), I (hipertonik salin), H (HAES) ve D (dimetilsulfoksit-DMSO) olarak dört gruba ayrıldılar. Tavşanlar karotid arter yolu ile kanatıldılar. Otuz dk. floktan sonra K grubuna sıvı resusitasyonu yapılmazken, I grubuna kanama miktarının 1.5 katı olacak şekilde %7.2’lik hipertonik salin, H grubuna kanama volümüne eşit volümde HAES %10 verildi. D grubuna ise HAES %10 ile birlikte antioksidan olarak DMSO eklendi. Sıvıların ve DMSO’nun etkisini değerlendirmek için kan, karaciğer ve ince barsak TBARS (thiobarbütürik asit reaktif maddeleri) ve laktat düzeyleri çalışıldı. Bulgular: Grupların doku ve plazma TBARS ve laktat seviyeleri birbiri ile karşılaştırılınca istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görüldü. Sonuç: Replasman sıvılarının ve bunlara antioksidan ajan eklemenin hemorajik şokta gelişen dou iskemisini azaltmada birbirlerine üstünlüğü yoktur.Öğe Efficacy of aprotinin treatment on bilateral blunt chest trauma created in rabbits(PAKISTAN MEDICAL ASSOC, 2013) Kaya, Halil; Kafalı, Mehmet Ertuğrul; Aydın, Kemal; Koçak, Sedat; Şahin, Mustafa; Duran, Arif; Gül, MehmetObjectives: To investigate the effects of aprotinin, on blood gasses, oxidant-antioxidant status, and lung histopathology in an experimental bilateral blunt chest trauma model. Methods: Conducted at the Experimental Animal Laboratory of Meram Medical School at Selcuk University, Konya, Turkey, the study comprised 21 New Zealand female albino rabbits who were divided into three groups. Trauma was applied on the sham and aprotinin groups, which was administered intravenous Aprotinin 20.000 U/kg. Arterial blood samples were obtained from all rabbits at hours 0, 3, 24, and 96. At hour 96 after trauma, all rabbits were sacrificed using the decapitation method, and then blood and lung tissue samples were obtained. Blood nitric oxide, malondialdehyde and blood gas measurements were made. Histopathological changes in the lung were examined with a light microscope. Results: While no positive effect of aprotinin was observed on nitric oxide malondialdehyde and partial pressure of carbon dioxide values, it was seen to have an increasing effect on partial oxygen pressure level. Aprotinin had a partial effect on lung histopathology. Conclusion: Aprotinin was determined to have a positive effect on PO2 levels. We could not find any positive effects especially on alveolar haemorrhage.Öğe Elektrik Yaralanmalarının Demografik Özellikleri ve Yatış Süresi Üzerine Etkili Faktörler(2010) Cander, Başar; Dur, Ali; Koyuncu, Feridun; Gül, Mehmet; Girişgin, SadıkAmaç: Bu çalışmada, Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi (SÜMTF) acil kliniğine elektrik yaralanması nedeniyle başvuran hastaların yanık oranları, elektrik akımının türleri, laboratuar bulguları ve yatış sürelerinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu geriye dönük çalışmada, Ocak 2006-Ocak 2009 tarihleri arasında Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi (SÜMTF) acil tıp anabilim dalına elektrik yaralanması şikayetiyle getirilen ve tedavi edilen 33 hasta incelendi. Elektrik yaralanması olan hastaların klinik gidişleri, yanık dereceleri ve laboratuar bulgularındaki değişiklikler arasındaki ilişki incelendi. Serum lökosit, Kreatin kinaz-MB (CK-MB), Kreatin kinaz (CPK) düzeylerinin prognostik değerlerinin belirlenmesi için, hastanede kalış süreleri ve yanık dereceleri ile aralarındaki ilişki analiz edildi. Serum lökosit, CK-MB ve CPK değerleri hastanın başvurusunun ikinci günündeki incelendi. Bulgular: Bu hastaların ortalama yaşları 24 yıl idi. Çalışmaya alınan 33 hastanın 31’i (%93.4) erkek, ikisi (%6.6) kadın idi ve hastaların ortalama yatış süreleri 7 gün olarak tespit edildi. İncelenen hastaların %49’ unu elektrik teknisyenleri ve sanayi işçileri oluşturmakta idi. On dört hasta (%42.3) yüksek voltaj ve 19 hasta (%57.7) düşük voltaj elektrik akımına maruz kalmıştı. Yanık dereceleri ile yükselmiş olan lökosit, CK-MB ve CPK değerleri arasında ilişki olduğu tespit edildi. Sonuç: Hastanede kalış süresi ile lökosit, CK-MB ve yanık dereceleri arasında da ilişki mevcut idi. Bu nedenle, laboratuar bulgularının kullanılması, hastaların klinik gidişi ile ilgili prognostik değer taşıyabilir.Öğe Emergency Operation Indications in Emergency Medicine Clinic (Model of Emergency Medicine in Turkey)(Health Communications Inc, 2006) Cander, Başar; Kalkan, Erdal; Girişgin, Sadık; Gül, Mehmet; Coşkun, FigenAlthough patients who present for emergency medical care have a broad spectrum of symptoms, such events can generally be categorized as internal medicine, surgical, and pediatric emergency cases. Indications for emergency surgery are estimated to be infrequent compared with the overall number of patients admitted for emergency care. This study investigated the indications for emergency surgery in patients (612 of 8422 patients who sought emergency care) admitted to the surgical division of the emergency department at Konya City Hospital between January and July of 2002. This retrospective study, which investigated reasons for surgical procedures and relevant branch distribution, comprised 405 men (65%) and 207 women (35%). Ages of enrolled patients ranged from 6 months to 70 years. Most of the patients (n=280, 46%) who underwent surgery at the emergency clinic were treated for acute abdomen. Emergency indications for neurosurgery (n=71, 12%) were the second most common reason for emergency procedures. Epidural hematoma and depressed fracture were the most apparent indications for neurosurgery. Surgery of the thorax was the third most common emergency surgery performed (n=44,7%). Patients who had emergency surgery indications and who underwent surgery account for approximately 7% of the total number of patients who presented for emergency care. Acute abdomen and trauma were the most frequently reported precipitating events.Öğe Fahr hastalığı: İki olgu sunumu(2009) Koçak, Sedat; Erdemir, Esma; Bayrak, Ayşe; Kara, Hasan; Gül, MehmetBilateral Striopallidodentat Kalsinozis olarak da isimlendirilen Fahr Hastalığı (FH); bazal ganglion, talamus, serebellar dentat nükleus ve serebral beyaz cevherde simetrik kalsifikasyonlar ile karakterize nadir görülen bir durumdur. Kalsifikasyonlar genellikle başka nedenlerle çekilen bilgisayarlı beyin tomografisinde dikkat çeker. Hastalığın klinik özellikleri değişken olmasına rağmen; ilerleyici mental hasar, tremor, kore, ataksi, disartri, konvülzyon, parkinson benzeri klinik tablo, nöro-psikiyatrik davranış değişiklikleri ve zihinsel işlev bozuklukları FH’nda sıklıkla görülen klinik bulgulardır. FH’nın anoksi, radyasyon, sistemik hastalıklar, toksinler, kalsiyum metabolizma bozuklukları ve ensefalitler ile bağlantılı olduğu ileri sürülmüştür. Burada sırasıyla şiddetli baş ağrısı ve şuur kaybı ile gelen ve FH teşhisi konulan iki vaka literatür bilgileri ışığında değerlendirilmiştir.Öğe Geçici iskemik atak ve akut istemik inmeli hastalarda hematolojik parametrelerin karşılaştırılması(2004) Ak, Ahmet; Bayır, Akçay Ayşegül; Gül, Mehmet; Girişgin, Sadık; Koçak, SedatAmaç: Bu çalışmanın amacı geçici iskemik atak (GİA) ve akut iskemik inme (Aİİ) hastalarında bazı hematolojik parametreleri karşılaştırmak ve bu parametrelerdeki değişiklikleri saptamaktır. Yöntem: Akut serebral iskemi semptomlarıyla müracat eden hastaların nörolojik ve laboratuar değerlendirilmesi yapıldı. Tanısı kesinleşen 94 Aİİ’li ve 70 GİA’lı hasta çalışmaya alındı. Kontrol grubu nörolojik semptom ve bulgu vermeyen, değişik şikayetlerle acil servise müracat eden, yaş ve cinsiyet olarak uygun 72 hastadan oluştu. Serebral iskemi semptomlarının başlangıcından itibaren 72 saat içinde müracaat eden bütün hastalardan kabulden hemen sonra kan alındı. Alınan kan örneklerinden BK, Trombosit, fibrinojen, sedimantasyon değerleri saptandı ve elde edilen değerlerin gruplar arası karşılaştırılması yapıldı. Bulgular: Trombosit sayısı GİA ve Aİİ gruplarında kontrol grubuna göre yüksek olarak bulundu (p0,001). Fibrinojen seviyesi, lökosit sayısı ve sedimantasyon Aİİ’li hastalarda hem kontrol hem de GİA grubuna göre yüksekti (p0,001). Sonuç: Sonuçlarımız, bazı hematolojik parametrelerin (özellikle lökosit sayısı, fibrinojen ve sedimantasyon) spesifik olmamakla birlikte özellikle akut iskemik inmenin habercisi olabileceğini desteklemektedir.Öğe Hipotermi ve Lokal Donmalar(2006) Girişkin, A. Sadık; Koçak, Sedat; Gül, Mehmet; Cander, BaşarDonma, dokuların soğuk hava, su, sıvı ya da gaza maruz kalması ile oluşan yaralanmadır. Soğuk dağ iklimi olan bölgelerde ve ülkelerde daha sık görülür. İnsan aslında sıcak iklime uygun bir canlıdır ve bu nedenle ısı kaybını azaltma mekanizması çok gelişmemiştir. Uzun ve ince şekillerinden dolayı kol ve bacaklar daha kolay ısı kaybeder ve daha kolay donarlar. Uç noktalarda koruma mekanizması olarak gelişen vazokonstrüksiyon, kan akımını ve ısı kaybını azaltır. Böylece kalp ve beyin gibi yaşamsal önem taşıyan organların çalışmaya devam etmeleri sağlanabilir. Donma patolojik sonuç ve sınıflandırma olarak yanığa benzer. Bu hastalığa maruz kalanlarda mortalite ve morbidite, tedavideki eksiklik ve yetersizlik nedeniyle oldukça dikkat çekicidir.Öğe Is There a Relationship Between Beginning Time and Efficiency of Octreotide in the Treatment of Experimental Acute Pancreatitis?(Korean Surgical Society, 2012) Kafalı, M. Ertuğrul; Gül, Mehmet; Alptekin, Hüsnü; Şahin, Mustafa; Toy, Hatice; Aköz, MehmetPurpose: The efficacy of octreotide in the treatment of acute pancreatitis is controversial. Octreotide treatment for acute pancreatitis often shows poor correlation between results obtained in experimental studies and results of clinical trials. In a clinical setting, there is always a delay between the onset of the disease and initiation of the octreotide treatment. The aim of this study is to investigate the relationship between the beginning of treatment and alteration in effectiveness of octreotide. Methods: Acute pancreatitis was induced by pancreatic duct ligation in 50 rats. The rats were randomly divided into five groups. Octreotide was not used in group 1 (control group). Only single dose (4 mu g/kg) octreotide was administered subcutaneously to rats in group 2, having induced pancreatitis. Octreotide treatment was begun at different times (8th, 24th, 48th hour) in three other groups and continued treatment at a dosage of 4 mu g/kg t.i.d. The animals were sacrificed at the end of the 72nd hour and blood and tissue samples were collected. Results: Leukocyte count and plasma amylase values were less in groups 2 and 3. Hemorrhagic focuses were encountered less at pancreas tissues in group 3. Pancreatic necrosis and alveolar capillary basal membrane damage were lower in groups 3 and 4. No difference was found in fasting blood glucose, calcium and hematocrit. Conclusion: Octreotide had benefical effects in acute pancreatitis when octreotide treatment was begun in the first 24 hours.Öğe İskemik inme etyolojisinde kardiyak ve karotis patolojilerinin yeri ve önemi(2011) Koyuncu, Ferudun; Cander, Başar; Girişgin, Sadık; Dur, Ali; Koçak, Sedat; Gül, MehmetAmaç: İnme, dünyada üçüncü sıradaki ölüm nedeni olup endüstrileşmiş toplumlarda, hastane başvurularında ve sağlık harcamalarında önemli bir yer tutmaktadır. İnmeli hastaların %30’u bir yıl içinde ölmekte, yaşayanların üçte biri de günlük işlerinde başkalarına muhtaç olarak yaşamlarını sürdürebilmektedir. Bu çalışmada kardiyak ve karotis patolojilerin iskemik inmedeki yeri ve önemini araştırmak amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmada Ocak 2007 ile Ocak 2008 tarihleri arasında Selçuk Ünivesitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Tıp Kliniğine akut iskemik inme ile başvuran Ekokardiyografi ve Karotis doppleri yapılmış 91 hasta değerlendirmeye alındı. Bulgular: TOAST kriterlerine göre tüm iskemik inmeli hastalarımızın %29.7’si büyük damar hastalığı, %40.7’si kardiyoembolik inme, %18.7’si küçük damar hastalığı, %4.4’ü diğer bilinen etyolojiler ve %10.5’i sebebi bilinmeyen etyolojiler olarak gruplandırıldı. Ekokardiyografi ile %21.1 oranında yüksek riskli kardiyoembolik inme tespit edilirken %76.7 oranında da orta riskli kardiyoembolik inme tespit edilmiştir. Yapılan karotis vertebral arter dopplerinde; hastaların %38.5’i %50’nin altında darlık, %18.7’si %50-70 arasında darlık, %7.7’sinde %70’in üzerinde darlık ve %3.3’ünde total oklüzyon görülmüştür. Sonuç: İskemik inmesi olan her hastaya hem tedavi protokolünü belirlemek hem de takip etmek açısından Ekokardiyografi uygulanmalı ve temel test olarak kabul edilmelidir. Karotis-vertebral arter dopplerinin iskemik inmeli hastalarda yine temel test olarak kabul edilmelidir.