TR-Dizin İndeksli Yayınlar Koleksiyonu

Permanent URI for this collection

Recent Submissions

Now showing 1 - 20 of 5661
  • Item
    Identification of ticks infesting cattle in Konya region and investigation of the presence of Crimean-Congo Hemorrhagic Fever (CCHF) in ticks
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Kaya, Yavuz; Palancı, Hasan Serdar; Uslu, Uğur; Bulut, Oya
    Amaç: Bu çalışma Konya ilinin güneyinde yer alan ve halk elinde bulunan sığırları enfeste eden kene türlerinin tanımlanması ve bu kenelerde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) varlığının araştırılması amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kene örnekleri halk elinde bulunan ve makroskobik olarak kene enfestasyonu bulunan, 30 işletmeden seçilen 60 büyükbaş hayvandan elde edilmiştir. RT-PCR yöntemi ile KKKA varlığı moleküler olarak araştırıl mıştır. Çalışma sahası olarak belirlenen 5 lokasyondaki (Karabayır, Karacahi sar, Arslantaş, Kozağaç ve Kayapınar mahalleleri) 30 işletmeden 60 sığırı en feste eden keneler toplanmıştır. Toplanan kenelerin tür tayinleri yapılmıştır. Bulgular: 117 kenenin tür tayini yapılmış ve 111 tanesinin (%94,87) Hya lomma marginatum, 3 tanesinin (%2,56) Hyalomma excavatum ve yine 3 ta nesinin (%2,56) Dermacentor marginatus olduğu belirlenmiştir. Kenelerden oluşturulan 35 havuzda (kene türü, kene cinsiyeti, toplama alanı dikkate alı narak) yapılan RT-PCR analizinde ise KKKA virusu varlığı tespit edilememiştir. Öneri: Bu çalışmada tespit edilen kenelerin büyük çoğunluğunun Hyalomma marginatum olarak belirlenmesi dikkat çekici bulunmuştur. KKKA hastalı ğının Türkiye’deki vektörünün H. marginatum olması, artan endişeleri des tekler niteliktedir. Bölgede daha önce KKKA virusu varlığını sınırlı da olsa gösteren moleküler ve serolojik kanıtlar hastalıkla ilgili daha geniş kapsamlı çalışmalar yapılması gerektiğini göstermektedir.
  • Item
    Evaluation of the results of toggle pin or caput and collum femoris excision arthroplasty in cats with coxofemoral luxation: A retrospective study
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Arıcan, Mustafa; Satıcı, İremsu; Çaltıner, Halil
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, kedilerde koksofemoral çıkık tedavisinde toggle pin artroplastisi ve caput femoris ile collum’un eksizyon artroplastisi yöntemlerinin avantajlarını, dezavantajlarını ve postoperatif sonuçlarını karşılaştırarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada, 2022-2023 yılları arasında farklı ırk, cinsiyet ve yaşlarda, koksofemoral çıkık problemiyle Küçük Hayvan Kliniği’ne başvuran 20 kedi olgusu incelenmiştir. Çalışmaya dahil edilen olgulardan 11’ine eksizyon artroplastisi, 9’una ise toggle pin artroplastisi uygulanmıştır. Bulgular: Eksizyon artroplastisi grubunda, 5 olguda (%45.4) postoperatif 2. Ayda topallık gözlenmemiş ve yürüme çok iyi olarak değerlendirilmiştir. Diğer 4 olguda (%36.3) ise hafif ve zaman zaman ortaya çıkan yürüme zorlukları gözlemlenmiştir. 2 olguda (%18.1) ise sıkça görülen hafif yürüme zorlukları yaşanmıştır. Aynı olguların 12. Ay sonuçları değerlendirildiğinde, 9 olguda (%81.8) herhangi bir yürüme problemi olmadığı, yalnızca 2 olguda yürüyüşte hafif ve ara sıra zorluklar yaşandığı belirlenmiştir. Toggle pin grubundaki 9 olgu arasında, 5 olguda (%62.5) operasyon sonrası 4 ay içinde çıkık tekrar meydana gelmiştir. Kalan 3 olguda (%37.5 ise postoperatif dönemde topallık gözlenmemiştir. Tekrar çıkık meydana gelen 5 olguya eksizyon artroplastisi uygulanmıştır. Sahiplerinin bildirdiğine göre, bu olgularda operasyonun 12. Ayında yürüme kısıtlılığı yaşanmamıştır. Öneri: Eksizyon artroplastisi, özellikle diğer tekniklerin başarısız olduğu durumlarda kedilerde iyi fonksiyonel sonuçlar sağlayan etkili bir kurtarma yöntemi olarak önerilmektedir. Toggle pin artroplastisi, eklemi koruma amacıyla kullanılabilecek bir teknik olmakla birlikte, tekrar çıkık oranlarının yüksek olduğu ve kullanılan materyalin önemi üzerine dikkat edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
  • Item
    Oral squamous cell carcinoma with lymph node metastasis in a 12 years-old sphynx female cat
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Hatipoğlu, Fatih; Taş, Abuzer; Bozkurt, M. Fatih; Rışvanlı, Ali; Şen, İsmail
    Bu raporda, 12 yaşında Sfenks ırkı dişi bir kedide lenf nodu metastazı olan oral yassı hücreli karsinom (OYHK) olgusu tanımlanmıştır. Mandibular lenf nodu tamamen çıkarıldı ve diseke edildi (lenfadenektomi). Ağız mukozasındaki nekrotik-ülserli kitle ekstirpe edildi. Oral kitlede, atipik hücresel özelliklere sahip pleomorfik yassı epitel hücreleri, erozyonlar ve ülserler de gözlendi. Mandibular lenf nodunda belirgin atipik hücre özelliklerine sahip yassı epitel hücreleri bulundu. İmmunohistokimyasal incelemede neoplastik hücrelerin AE1-AE3 ve sitokeratin 5/6 için pozitif olduğu görüldü. Ağız mukozasında erozyon ve ülserlerle seyreden kronik gingivostomatitisli köpek ve kedilerin OYHK açısından da değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekmek amacıyla olgunun sunulması uygun bulunmuştur
  • Item
    The protective effects of nigella sativa on the antioxidant system and certain cytokine levels in rats exposed to experimental acrylamide
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Özsan, Mehmet; Keçeci, Tufan
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, Nigella Sativa'nın (N. sativa) akrilamidin ge notoksik, kanserojen ve nörotoksik etkilerine karşı potansiyel koruyucu özelliklerini araştırmaktır. N. sativa, çevresel toksinlerin zararlı etkilerine karşı koyabilen güçlü antioksidan ve anti-inflamatuar özellikleri ile bilinir. Araştırmada, N. sativa'nın antioksidan sistem ve proinflamatuar sitokinler üzerindeki etkisi ve çeşitli sistemlere zararlı etkileri bilinen bir madde olan akrilamid'e maruz kalan sıçanlarda terapötik potansiyeli araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Toplamda 32 sağlıklı yetişkin erkek sıçan kullanıldı ve dört ayrı gruba ayrıldı: kontrol, akrilamid, N. sativa ve akrilamid + N. sativa grupları. Akrilamid (40 mg/kg/gün) ve N. sativa yağı (10 mg/kg/gün) 15 gün boyunca ağızdan verildi. IL-1, IL-6, IL-10, SOD, glutatyon, malondialdehid ve TNF-α seviyeleri analiz edildi. Bulgular: Akrilamid grubunda, diğer gruplara kıyasla MDA seviyelerinde ok sidatif stresi gösteren önemli bir artış gözlendi (P < 0.05). Ayrıca, GSH ve SOD seviyeleri akrilamid grubunda anlamlı derecede düşüktü (P < 0.05). Buna karşılık, N. sativa ile tedavi edilen deneysel grup, akrilamid grubuna kıyasla malondialdehid seviyelerinde yaklaşık %30 azalma ve glutatyon ve süperoksit dismutaz seviyelerinde sırasıyla yaklaşık %40 ve %60 iyileşme gösterdi, bu da akrilamid toksisitesine karşı önemli bir koruyucu etkiyi işaret ediyordu (P < 0.05). Akrilamid grubunda ayrıca pro-inflamatuar sitokinlerin (TNF-α, IL-6, IL-1) yükselmiş seviyelerini ve anti-inflamatuar sitokin (IL-10) seviyelerinin düşük olduğu gözlendi (P < 0.05). N. sativa’nın antienflamatuvar etkisinin bir göstergesi olarak N. sativa grubunda, TNF-α, IL-6 ve IL-1 seviyeleri anlamlı derecede azaldı (P < 0.05). Öneri: Çalışma bulguları N. sativa’nın akrilamidin neden olduğu oksidatif stres ve inflamasyonu hafifletebileceğini göstermektedir. N sativa'nın, ACR tarafından değiştirilen MDA seviyelerindeki artışı önemli ölçüde iyileştirdiği ve antioksidan seviyelerini artırdığı ve ACR tarafından indüklenen IL-1 seviyelerindeki değişiklikleri kısmen hafiflettiği görülmektedir. Bu sonuçlar, N. sativa'nın akrilamidin zararlı etkilerini hafifletmede potansiyel faydaları olabileceğini öne sürmektedir
  • Item
    Microbiological analysis of gut flora and determination of antibiotic resistance from white storks (Ciconia Ciconia) resting area during migration in Türkiye
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Uslu, Ali; Toslak, Emine Eda; Denizli, Oğuzhan; Balevi, Aslı; Sayın, Zafer; Erganiş, Osman
    Amaç: Göçmen kuşlar, rezervuar konakçılar olarak kıtalar arasında viral, bakteriyel ve paraziter hastalıkları yayabilir. Beyaz leylek (Ciconia Ciconia) flora bakterilerinin tüm antibiyotiklere duyarlı olması beklenir. Bu çalışma, göç sırasındaki beyaz leyleklerin dışkı örneklerindeki patojenlerin belirlenmesini, bağırsak florasında baskın olan bakterilerin karakterizasyonunu ve antibiyotik dirençliliklerinin belirlenmesini amaçladı. Gereç ve Yöntem: Leylek dışkıları (n=101) Mart 2022'de göç yolu üzerinde bulunan Konya, Türkiye'de (37°52′22″N 32°29′32″E) toplandı. Numuneler, mezofilik bakteriler ve Gram-negatif bakteriler (Escherichia coli, Salmonella spp. Enterobacter spp. ve Campylobacter spp.) yönünden bakteriyolojik olarak incelendi. Klasik mikrobiyolojik yöntemler, Gram boyama ve biyokimyasal testler ile identifikasyon yapıldı. İzolatlar VITEK 2 ve polimeraz zincir reaksi yonu (PZR) ile doğrulandı. Bulgular: Escherichia coli (n=101), Enterobacter cloacae (n=10), Hafnia alvei (n=3), Campylobacter jejuni (n=1) ve Salmonella Virginia (n=1) tanımlandı. E. coli izolatlarının 32'sinin (%31,68) çoklu ilaca dirençli (MDR), 2'sinin (%1,98) yoğun ilaca dirençli (XDR) olduğu ve E. coli izolatlarının 33'ünün (%32,67) fenotipik genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (ESBL) pozitif ol duğu ayrıca E. coli suşlarının 5’nin (%4,95) avian patojen E. coli (APEC) olduğu belirlendi. S. Virginia izolatının yalnızca ampisilin ve amoksisilin/klavulanata dirençli olduğu belirlendi. Öneri: Çalışma sonuçlarına göre leyleklerin flora bakterilerinde antibiyotik direncinin boyutunun ciddi olduğu tespit edildi. Bu kuşlar, göç yolundaki kümes hayvanlarını ve süt çiftliklerini kontamine edebilecek patojenleri dışkılarıyla saçabilir. Bu durum insanların bilinçsiz ilaç kullanımının vahşi hayvanlar üzerinde yarattığı kirliliğin göstergesidir.
  • Item
    Calculation of intracranial volume in Akkaraman and Kangal Akkaraman sheep by stereology and computed tomography
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Ekici, Hacer Baş; Beşoluk, Kamil
    Amaç: Koyun ırklarının intrakraniyal hacminin bilinmesi ırk ayrımı ve klinik bilimler açısından önemlidir. Bu çalışmanın amacı Türkiye’deki koyun varlığının büyük bir çoğunluğunu oluşturan Akkaraman ve Kangal Akkaraman koyun ırklarının intrakraniyal hacimlerinin ve ölçüm yöntemlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada sağlıklı erkek 6-8 aylık yaşta 10 adet Akkaraman ve 10 adet Kangal Akkaraman koyununa ait başlar kullanıldı. Koyun başları rostral-caudal yönde, kesit oryantasyonuna referans sağlamak için sert damağa dik, 0,6 mm dedektör kalınlığı ile aksiyel (transversal) planda görüntüleme yapıldı. Aksiyel görüntülerin rekonstrüksiyonu 0,65 mm kesit kalınlığı ile yapıldı. Koyun başlarının intrakraniyal hacimleri bilgisayarlı tomografi (BT) görüntüleri kullanılarak Cavalieri prensibi ile ölçüldü. Ek olarak Slicer 5.3 programı ile intrakraniyal alanın üç boyutlu modelleri oluşturuldu ve program araçları ile hacmi hesaplandı. Hacim ölçümü sonucu elde edilen veriler bağımsız gruplarda t testi, metotlar arasındaki karşılaştırma ise Bland-Altman testi ile SPSS 26.0 paket programında analiz edildi. Bulgular: Akkaraman koyununun intrakraniyal hacminin ortalama değerlerinin Akkaraman koyunlarından istatistiksel olarak anlamlı ve büyük olduğu bulundu (P<0.01). Stereolojik yöntem ve BT modelleri ile hesaplanan intrakraniyal hacimlerin istatistiksel olarak karşılaştırılması sonucunda iki metot arasında fark olmadığı tespit edildi. (P>0.05). Öneri: İntrakraniyal hacmin doğru bir şekilde hesaplanması, beyin ve sinir sistemi hastalıklarının teşhis ve tedavisinde büyük bir öneme sahiptir. Bu çalışmanın sonuçları, Akkaraman ve Kangal Akkaraman koyunlarında intrakraniyal hacmin belirlenmesinin hastalıkların tanısında klinik bilimlere önemli katkılar sağlayabileceğini göstermektedir. Aynı zamanda veteriner hekimler ve araştırmacılar için hastalıkların daha iyi anlaşılması ve etkili tedavi yöntemlerinin geliştirilmesinde önemli bir rehberlik sağlayabilir. Bu nedenle, çalışmanın sonuçları veteriner tıp ve ilgili disiplinlerde yapılan araştırmaları yönlendirebilir ve klinik uygulamalar için önemli bir temel oluşturabilir.
  • Item
    Partial tibial neurectomy for treatment of spastic paresis in a simmental calf
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Alkan, Fahrettin; Zamirbekova, Nuriza; Ergin, Hilmican; Pulat, Selman; Koç, Yılmaz
    Spastik parazi, genellikle 3-5 aylık buzağılarda ortaya çıkan ilerleyici nöromüsküler bir hastalıktır. Bu çalışma materyalini, Mayıs 2023'te Selçuk Üni versitesi Veteriner Fakültesi Büyük Hayvan Hastanesi'ne sağ arka bacağında topallık şikayeti ile getirilen 87 kg ağırlığındaki, 3,5 aylık bir dişi Simmental ırkı bir buzağı oluşturdu. Klinik muayenede, buzağının sağ arka bacağında kontraksiyon ve hiperextensiyon belirlendi. Tarsal ve genu ekleminde ve diğer anatomik bölgelerde şişkinlik veya ağrı tespit edilmedi. Radyolojik mu ayenede dejeneratif eklem hastalığı bulgularına rastlanmadı. Yapılan klinik muayene sonuçlarına göre progresif spastik parazi tanısı konuldu. Hastalığın tedavisi için n. tibialisin parsiyel nörektomisi yöntemine başvuruldu. Bölgeye yaklaşmak için semimembranöz ve gluteobiceps kasları üzerine 15 cm'lik ensizyon yapıldı. Ardından gastroknemius kaslarını innerve eden tibial sinir belirlendi ve 1 cm'lik bir kısmı rezeke edildi. Böylece ekstremitenin gastroknemis kaslarının deinervasyonu sağlandı ve ağırlık m. fleksör digitorium süperfisialise aktarıldı. Ameliyat sonrasında, hastaya antibiyotik ve ağrı kesici tedavisi uygulandı. Sonuç olarak; spastik parazi olgusunda kas spazmları ile ilgili ağrı ve kasılmalar parsiyel tibial neurektomi operasyonun ardından ortadan kalkmış ve buzağının yaşam refahı artmıştı.
  • Item
    Morphometric identification of Bursa Oynarı pigeon varieties
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Şimşek, Ülkü Gülcihan; Altundal, Burak; Akarsu, Selçukhan; Karadağ, Resul
    Amaç: Bu çalışma, Bursa Oynarı güvercinlerde Karabaş, Yaşmaklı, Muskalı, Kalaça ve Beyaz genotiplerin erkek ve dişi bireylerinde morfometrik tanımla ma yapmak amacıyla yürütülmüştür. Gereç ve Yöntem: Bu amaçla her bir genotipten 12-14 aylık 10 dişi ve 10 erkek olmak üzere toplam 100 güvercinde incelemeler yapılmıştır. Bulgular: Oynar ırkında canlı ağırlık ortalaması 306.27±1.32 g bulunmuştur. Canlı ağırlık bakımından erkek ve dişiler, genotipler ve cinsiyet x genotipler arasındaki interaksiyonlara ait ortalamalar benzer çıkmıştır (p>0.05). Baş uzunluğu erkeklerde yüksek saptanmış (p<0.05), diğer vücut özellikleri bakımından erkek ve dişiler arasındaki farklılıklar önemsiz tespit edilmiştir (p>0.05). Gaga uzunluğu, gaga derinliği, gövde uzunluğu, vücut uzunluğu, kanat uzunluğu, göğüs çevresi, göğüs derinliği, kuyruk uzunluğu bakımından genotiplerde farklı ortalamalar belirlenmiştir (p<0.05). Genel olarak Yaşmaklı genotipinde diğer genotiplerden daha düşük, Beyaz ve Muskalı genotiplerde daha yüksek ortalamalar tespit edilmiştir (p<0.05). Cinsiyet ve genotipler arasındaki etkileşim gaga derinliğinde önemli hesaplanmıştır (p<0.001). Öneri: Sonuç olarak, Oynar ırkının varyetelerinde ilk kez tespit edilen özelliklerin bu ırkın tanımlanmasına katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Ayrıca varyetelerin vücut yapılarındaki farklılıkların uçuş özellikleri üzerine etkili olabileceği, bu konudaki bulguların güvercin yetiştiricilerinin ilgisini çekeceği kanaati oluşmuştur. Vücut yapıları göz önüne alındığında, Kalaça, Muskalı ve Beyaz genotiplerin uçuş süresi bakımından, Yaşmaklı genotipinin ise uçuş hızı bakımından üstün özelliklere sahip olabileceği tespit edilmiştir.
  • Item
    Effects of testosterone undecanoate treatment on serum biochemical parameters in New Zealand rabbits
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Alan, Beyza Suvarıklı; Camgöz, Avni; Dayan, Mustafa Orhun; Haliloğlu, Seyfullah; Karakaya, Nida
    Amaç: Çeşitli hastalıkları tedavi etmek için kullanılan anabolik androjenik steroidler (AAS) aynı zamanda sporcuların sportif performansın iyileştirilmesi amacıyla kullandıkları doping maddeleridir. Bu çalışmanın amacı, uzun süreli Testosteron Undecanoate (TU) uygulanan Yeni Zelanda tavşanlarında bazı serum biyokimyasal parametrelere etkilerini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Sunulan çalışmada 5-6 haftalık 21 adet erkek Yeni Zelanda tavşanı, Kontrol, Hint yağı ve Hint yağında çözündürülen TU grubu olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Hint yağı ve Hint yağında çözündürülmüş TU (10 mg/kg) haftada 5 gün olmak üzere 6 hafta boyunca 0.2 ml olarak ilgili gruplara kas içi olarak uygulandı. Bulgular: Toplam 22 biyokimyasal parametrenin değerlendirildiği çalışmanın sonuçları, aspartat aminotransferaz, amilaz, trigliserit, kolesterol, total protein, kreatinin, ürik asit, fosfat, potasyum, sodyum, kalsiyum ve glukoz düzeylerinin TU grubunda kontrol ve hint yağı gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğunu ve yüksek yoğunluklu lipoprotein düzeylerinin diğer gruplarda kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük olduğunu göstermiştir. Öneri: Sonuç olarak Yeni Zelanda tavşanlarında TU uygulamasının serum biyokimyasını olumsuz yönde etkileyebileceği ve farklı testosteron analogları ile multidisipliner çalışmaların yapılması gerektiği ifade edilebilir.
  • Item
    Nutrient utilization and energy balance profile in probiotic supplemented Asian elephants
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Chharang, Dharmendra; Choudhary, Sheela
    Amaç: Bu çalışma probiyotik takviyesinin Asya fillerinde besin ve enerji kullanımını etkileyip etkilemeyeceğini değerlendirmek için yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Beş günlük sindirilebilirlik denemesini içeren 60 günlük deney için 18 fil rastgele seçilerek her biri altı filden oluşan üç gruba ayrıldı. T1 grubundaki fillere probiyotik uygulaması yapılmadı. T2 ve T3 grubundaki fillere sırasıyla her 50 kg vücut ağırlığı için 1x109 CFU/gm konsantrasyonun da Lactobacillus acidophilus ve Saccharomyces cerevisiae probiyotikleri oral olarak verildi. Bulgular: Eter özütü ve toplam kül alımları önemli, toplam kül ve asitte çözünmeyen külün sindirilebilirlik katsayıları ise tedavinin oldukça önemli bir etkisini ortaya koydu. Ancak, alımların diğer değerleri ve yaklaşık prensiplerin ve lif fraksiyonlarının sindirilebilirlik katsayıları herhangi bir önemli etki ortaya koyamadı. Pratik besin değeri, beslenme düzeyi ve enerji dengesi profili gruplar arasında anlamlı bulunmamıştır. Enerji alımı ve sindirilebilirliğindeki artış eğilimi ile DM (kuru madde) alımı ve NDF (nötral deterjan lif) sindirilebilirliği arasındaki göreceli fark artışla ilişkilendirilmiştir. TDN %, NR, sindirilebilir DM, OM ve TDN alımı için ortalama değerler, probiyotik takviyeli gruplarda kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. Öneri: Probiyotik takviyesinin fillerde besin ve enerji kullanımı üzerinde önemli bir etki gösteremediği sonucuna varılmıştır. Ancak, probiyotiklerin yüksek dozlarının, suşunun ve canlılığının etkilerini incelemek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
  • Item
    Effect of ergothineine and quercetin additions in to the in vitro embriyo development
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Bodu, Mustafa; Öztürk, Ali Erdem; Elçin, Murat; Atay, Yunus Emre; Narlıçay, Salih; Ataman, Mehmet Bozkurt; Bucak, Mustafa Numan
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, ergotiyonin ve kuersetinin sığır embriyolarının in vitro gelişimi üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Oositler yerel bir kesimhaneden ovaryum aspirasyonu yoluyla elde edildi ve maturasyon için in vitro ortamda kültüre alındı. Maturasyon sonrası fertilizasyon işlemi gerçekleştirildi. Pronuklear embriyolar kontrol, 10 μM L-ergotiyonin ve 10 μM kuersetin ilave edilen olmak üzere üç gruba ayrıldı. Antioksidanların CR1aa besi ortamına eklenmesinin ardından embriyolar in vitro kültüre edildi. Bölünme ve morula oranları sırasıyla 2. ve 5. günlerde değerlendirildi. Blastosist oluşumu ve kalitesi 7-8. günlerde belirlendi. Bulgular: İstatistiksel analizler ergotiyonin grubunda bölünme ve morula oranlarının kuersetin ve kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğunu gösterdi (P<0,05). Kuersetin grubunda hiç blastosist oluşmazken, ergotiyonin grubunda 8. günde %17,96'lık bir blastosist oranı saptandı. Öneri: Sonuç olarak, 10 μM ergotiyonin sığır oositlerinin in vitro gelişimini olumlu yönde etkilediği; ancak 10 μM kuersetinin gelişimi olumsuz yönde etkilediği ve hiç blastosist oluşumadığı belirlendi. Farklı konsantrasyonların kullanılacağı ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Çalışma, in vitro embriyo üretimi sırasındaki oksidatif stresin kontrolünü sağlamaya ışık tutmaktadır.
  • Item
    Evaluation of conservative treatment or osteosynthesis in the treatment of cats with metacarpal and/or metatarsal fractures: A retrospective study
    (Selçuk Üniversitesi, 2024) Çaltıner, Halil; Satıcı, İremsu; Arıcan, Mustafa
    Amaç: Sunulan çalışmada, kedilerde travma kaynaklı metacarpal (MC) ve/veya metatarsal (MT) kemik kırıklarının tedavisinde uygulanan konservatif tedavi ve osteosentez yöntemlerinin avantajlarını, dezavantajlarını ve postoperatif sonuçları değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, 2022 ve 2023 yılları arasında farklı ırklara, cinslere ve yaşlara sahip elli iki kedinin, metacarpal ve/veya metatarsal kemik kırıklarıyla başvurduğu bir örneklemeyi kapsamaktadır. Bu vakaların kırk altısına konservatif tedavi uygulanırken, geriye kalan altı vakaya ise osteosentez uygulandı. Bulgular: Konservatif tedavi uygulanan grupta, 29 vaka (%63,04), 6 haftalık muayenede topallık belirtisi göstermeyerek, sorunsuz bir iyileşme sergiledi. Buna karşılık, geriye kalan 17 vakada (%36,96) 6 haftalık kontrolde hafif topallık görüldü. On iki aylık kontrolde, 43 vaka (%93,47) sorunsuz bir yürüyüş sergilerken, sadece 3 vakada (%6,53) ara sıra hafif topallık yaşandı. Öte yandan, osteosentez uygulanan kediler arasında, 2 vaka (%33,3) komplikasyonsuz bir iyileşme gösterirken, 4 vakada (%66,6) postoperatif sorunlar ortaya çıktı. Komplikasyonsuz bir vakada (%50), 6 haftalık muayenede hafif topallık belirlenirken, diğer vakada (%50) ara sıra hafif topallık görüldü. On iki aylık muayenede ise tüm vakalar sorunsuz yürüyüş sergiledi. Öneri: Konservatif tedavi, MC ve MT kırıklı kedilerde beklenen iyi sonuçları elde etmek için hem tek başına hem de osteosentez uygulamalarının başarısız olduğu durumlarda kullanılabilen bir yöntemdir. Ancak, çalışmada incelenen cerrahi vakaların sınırlı olması, bulguların geneli üzerinde kısıtlamalara neden olmaktadır.
  • Item
    Süt inekleri için hazırlanan kombine mastitis aşılarının farelerde etkinliğinin belirlenmesi
    (Selçuk Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi, 2013) Hadimli, H. Hüseyin; Sayın, Zafer; Kav, Kürşat; Erganiş, Osman; Türütoğlu, Hülya; Dinç, Dursun Ali
    Amaç: Bu çalışmada, farklı bakteriyel mastitis (Staphylococcus aureus, Staphylococcus epidermidis, Streptococcus agalactiae, Corynebacterium bovis ve Trueperella (Arcanobacterium) pyogenes) etkenlerine karşı kombine aşı geliştirilmesi, farelerde aşılamanın humoral bağışıklık üzerine etkinliğinin ve çelınç denemelerine karşı hastalık ve ölüm oranlarının belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Süt ineklerinde klinik ve subklinik mastitislerden izole edilen Staphylococcus aureus, Staphylococcus epidermidis, Streptococcus agalactiae, Corynebacterium bovis ve Trueperella (Arcanobacterium) pyogenes suşlarından iki farklı kombine mastitis aşısı (Ginseng ekstraklı, alüminyum hidroksit jelli veya mineral yağlı) hazırlandı. Gebe fareler, doğumdan önce 5 gün aralıkla 2 kez alüminyum hidroksitli veya mineral yağlı kombine mastitis aşıları ile aşılandı. Kan örnekleri doğumdan sonra 10. gün alındı. Her bir bakteriyel etken için ELISA kitleri hazırlandı ve antikor titreleri ELISA ile ölçüldü. Bulgular: Aşılanan farelerin tümünün serumlarında her bir etken için antikor titreleri kontrollere göre oldukça yüksekti. Doğumdan 20 gün sonra, çelınç denemeleri için canlı patojen S. aureus, S. epidermidis, Str. agalactiae, C. bovis ve T. pyogenes etkenleri farelere verildi. Fareler 20 gün boyunca hastalık oluşumu ve ölüm yönünden gözlendi. Aşılanmış fare gruplarının hiçbirinde hastalık ve ölüm şekillenmedi. Öneri: Mastitise sebep olan farklı bakteriyel etkenlerden hazırlanan kombine mastitis aşılarının farelerde etkili olduğu bulundu.
  • Item
    Toplum ruh sağlığı merkezlerine devam eden şizofreni hastalarının bakımevinde veya evlerinde yaşama durumlarına göre karşılaştırılması
    (2020) Aydın, Memduha; Altınbaş, Kürşat; Nal, Şerife Odabaş; Ercan, Seda Kırcı; Ayhan, Medine Gıynaş; Usta, Akif; Özbek, Süleyman
    Amaç: Toplum ruh sağlığı merkezleri toplum temelli ruh sağlığı hizmet modelinin çekirdeğini oluşturan birimlerdir.Ağır ruhsal bozuklukları olan bireylere ve ailelerine destek sağlayan bu merkezlere kayıtlı hastaların bir kısmıbakımevinde kalmaktadır. Bu çalışmada bakımevinde yaşayan hastaların sosyodemografik, klinik ve ilaç tedavisiözelliklerinin evde yaşayan hastalarla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya, Selçuk Üniversitesi TıpFakültesi, Konya Eğitim Araştırma Hastanesi Beyhekim Psikiyatri Kliniği, Konya Numune Hastanesi ve Konya EreğliDevlet Hastanesi toplum ruh sağlığı merkezlerine kayıtlı hastalardan DSM-5 ölçütlerine göre şizofreni tanısıkonmuş, ayda en az bir gün rehabilitasyon programına katılan toplam 135 hasta alındı. Çalışma tasarımı geriyedönük olarak yapıldı, veri toplama formları hastane tıbbi kayıtları kullanılarak dolduruldu. Bulgular: Çalışmaya 53’ü(%39.3) kadın, 82’si (%60.7) erkek 135 şizofreni hastası alındı. Hastaların 82’si (%60.7) evde yaşamaktayken, 53’ü(%39.3) bakımevinde kalmaktaydı. Bakımevinde yaşayan hastaların erkek oranı, yaş ortalamaları, rehabilitasyonprogramına katıldıkları gün sayısı, hastalık süresi, sigara içme durumu evde kalan hastalarınkinden istatistikselyönden anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Tüm hastalar değerlendirildiğinde hastaların ilaç sayısı ile yan etki ölçekpuanı, Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği toplam puanı arasında anlamlı düzeyde pozitif korelasyon bulundu. Birantipsikotik veya çoklu antipsikotik ilaç kullanımını öngördüren değişkenlenleri belirlemek için yapılan lojistik regres-yon analizine göre, erkek cinsiyetin ve hastane yatış sayısının kombine ilaç kullanım oranını artırdığı belirlendi.Sonuç: Toplum ruh sağlığı merkezlerinde sunulan hizmetlerin iyileştirilmesi için hastaların bakımevinde ve evdekalma durumlarına göre gereksinim alanlarının belirlenmesine, ruhsal-toplumsal müdahalelerde iyi uygulamalarınpaylaşılarak yaygınlaştırılmasına ve ilaç tedavileri konusunda tedavi kılavuzlarının önerileri doğrultusunda yenidüzenlemelerin yapılmasına gerek vardır. (Anadolu Psikiyatri Derg 2020; 21(1):14-22)
  • Item
    Learning from reflection: A case of a post-sojourn debriefing workshop with EFL university students
    (Selcuk University, 2019) Erdem Mete, Defne
    Experiential learning activities have been largely used in education including English language teaching. Study abroad programs offer unique opportunities for learning from experience. Maximising learning from the sojourn experiences should be a major objective of higher education institutions with study abroad programs and designing post-sojourn debriefing workshops is crucial for this purpose. In this qualitative case study, Kolb’s (1984) Experiential Learning Model was used to design a post-sojourn debriefing workshop for three Turkish EFL university students. The workshop was supported by the Cross-cultural Reflective Model (Dressler et al., 2018) designed for reflective writing about sojourn experiences. Critical incidents written by the participants of the study were the main materials to be used in the workshop and reflection was a continuous process throughout the study. Data were collected from reflection reports, reflection forms, written critical incidents, interview transcripts and field notes. Findings of the study revealed that an experiential post-sojourn debriefing workshop guided by a model of reflective writing for EFL university students was especially beneficial for enhancing intercultural learning, facilitating critical reflection and increasing motivation to share sojourn experiences. It was also highlighted that the use of critical incidents played a significant role for reflection in the workshop. © 2019 JLLS and the Authors - Published by JLLS.
  • Item
    A technological pedagogical content knowledge (TPACK) assessment of preservice EFL teachers learning to teach English as a foreign language
    (Selcuk University, 2019) Sarıçoban, Arif; Tosuncuoğlu, İrfan; Kırmizı, Özkan
    The aim of the present paper is to measure the technological pedagogical content knowledge (TPACK) of preservice EFL teachers learning to teach English as a foreign language (EFL). In order to collect data, a survey, designed and validated by Başer et al. (2016), was used. The survey consists of five sections which are technological knowledge (TK), content knowledge (CK), pedagogical knowledge (PK), pedagogical content knowledge (PCK) and a fifth section that combines technological content knowledge (TCK), technological pedagogical knowledge (TPK), and TPACK items. This survey intends to assess pre-service EFL teachers’ competencies in pedagogies and technologies. The present study is quantitative in nature. The participants of the study are 77 pre-service EFL teachers. The results indicate that pre-service EFL teachers have a satisfactory level of competence in technological pedagogical content knowledge; yet, there are also some areas in which they need development. © 2019 JLLS and the Authors - Published by JLLS.
  • Item
    Treacher collins syndrome with a novel deletion in the tcof1 gene
    (ERCIYES UNIV SCH MEDICINE, 2019) Cavdartepe, Busra Eser; Kocak, Nadir; Yasa, Nafiz; Cora, Tulin
    Treacher Collins syndrome (TCS) is a rare autosomal dominant congenital disorder characterized by various craniofacial malformations. The estimated incidence is 1 in 50000 live births. Bilaterally symmetric anomalies of the structure are present within the first and second branchial arches. Characteristic facial findings includes bilateral hypoplasia of the malar bones and mandible. This syndrome most commonly results from mutations in the TCOF1 gene. Here we present a five-year-old female patient with syndromic appearance and hearing loss. The patient had various facial dysmorphic features and malformed bilateral pinnae and left ear microtia. According to the clinical features, we suspected TCS and sequence analysis of TCOF1 gene was performed. A heterozygous new mutation c. 1722_1731delCATCCTCCAG in exon 12 of the TCOF1 gene was detected. It has been determined that this mutation is pathogenic according to the in silico prediction tools. The current study further expands the TCOF1 mutation spectrum.
  • Item
    The use of vasoactive-inotropic score in adult patients with septic shock in intensive care
    (TURKISH SOC MEDICAL & SURGICAL INTENSIVE CARE MEDICINE, 2019) Kara, Iskender; Sargin, Mehmet; Bayraktar, Yeşim Şerife; Eyiol, Hatice; Duman, Ipek; Celik, Jale Bengi
    Objective: Sepsis and septic shock are significant causes of mortality and morbidity. In septic shock, vasopressors and inotropic support are given for the treatment of hypotension. This study was designed to investigate the relationship between the vasoactive-inotropic score (VIS) and the results of sepsis patients in ICU. Methods: The data of 392 patients who were followed up with the diagnosis of septic shock in adult ICU were recorded retrospectively. Vasopressors and inotropic support of the patients during the first 48 hours after the diagnosis of septic shock were recorded. Mean and peak VIS values were calculated according to these values. The patients were divided into groups according to the mean VlS >= 10, peak VIS >= 10 and intensive care results and statistical analysis was performed. Results: The median ages of the patients were 68 (54.25-79) years and 239 (61%) were male. Dopamine 188 (47.9%), noradrenaline 365 (93.1%), adrenaline 53 (13.5%) and dobutamine 15 (3.8%) were used in the patients. The mean VIS was 9 (4-15), while the number of mean VIS >= 10 patients were 192 (49%). Peak VIS values were 11 (5-20), and the number of peak VIS >= 10 patients were 220 (56.1%). The mortality rate of the patients included in the study was 42.1%. The mean VIS score(13 vs 6, p=0.000), mean VIS >= 10 patient ratio (71.5% vs 32.6%, p=0.000), peak VIS score (16 vs 8, p=0.000), and peak VIS >= 10 patient ratio (73.3% vs 43.6%, p=0.000) were higher in non-survivors. The parameters such as mean VIS [OR 1.123, 95% CI 1.027-1.229, p=0.011], mean VIS >= 10 [OR 3.455, 95% CI 1.625-7.345, p=0.001] and peak VIS score [OR 0.917, 95% CI 0.851-0.989, p=0.024] were determined as independent risk factors for mortality. Conclusion: We conclude that vasoactive-inotropic score may be useful in predicting the outcome of septic shock patients in intensive care units.
  • Item
    The effects of intra-articular injection of ibuprofen on knee joint cartilage and synovium in rats
    (TURKISH ASSOC ORTHOPAEDICS TRAUMATOLOGY, 2019) Kutahya, Emine Cepni; Oc, Bahar; Ugurluoglu, Ceyhan; Duman, Ipek; Arun, Oguzhan
    Objective: The aim of this animal study was to investigate the short and long-term local histomorphologic effects and the utility of intra-articular application of ibuprofen. Methods: Forty-six Wistar Albino rats were used in the study. The rats were randomized into 5 groups of 8 and a sham group of 6. The 40 rats in the study groups were anaesthetised with 60 mg/kg of ketamine, then 0.25 ml ibuprofen (25 mg) was injected to the right knee joint of each rat (ibuprofen group) and 0.25 ml 0.9% saline to the left knee joint as the control group. To the 6 rats in the sham group, only puncture was applied to both knee joints. The rats in each of the 5 study groups were sacrificed on days 1, 2, 7, 14 and 21 respectively. The histomorphologic changes were graded on a 6-point scale regarding inflammation of the synovia, cartilage tissue, and subchondral bone. Inflammation scores were compared using the Mann Whitney U-test and comparisons of the sacrifice day and drug used were evaluated with the Kruskal Wallis test. The p values below 0.05 were considered as significant. Results: Statistically significant difference was found between the ibuprofen injected knees (10/40) and the saline injected (0/40) and sham knees (0/12) in respect of hematoma positivity (p = 0.002). Significantly higher inflammation scores were found in ibuprofen injected knees on the 1st, 2nd, 7th and 14th days compared to controls and sham (p < 0.05). Inflammation scores were similar in ibuprofen injected knees with and without hematoma (p > 0.05). Inflammation of the ibuprofen injected group was most severe on day one and the severity of inflammation reduced gradually throughout the 3 weeks. Conclusion: Our results show that intra-articular injection of ibuprofen can cause intra-articular hematoma. It also leads to transient inflammation of the synovia that is more severe in the early period, which gradually recovers. (C) 2019 Turkish Association of Orthopaedics and Traumatology. Publishing services by Elsevier B.V.
  • Item
    The effect of allergen immunotherapy on serum periostin levels in children with allergic rhinitis
    (BILIMSEL TIP YAYINEVI, 2019) Ucaryilmaz, Hulya; Emsen, Ayca; Dikener, Ahmet Hakan; Akdam, Neriman; Unlu, Ali; Artac, Hasibe
    Objective: Periostin, an extracellular matrix protein, is related to the eosinophilic airway inflammation. There is no specific marker in allergen immunotherapy to evaluate clinical response. We aimed to investigate the serum periostin levels in the children who receive allergen immunotherapy. Materials and Methods: Sixteen patients between 8-18 years (12.7 +/- 2.8 years) with allergic rhinitis and/or asthma due to grass pollen hypersensitivity and 30 healthy subjects (11.7 +/- 2.6 years) were included. Demographic data, eosinophil counts, skin prick tests and the specific IgE levels of the patients are recorded. Symptom scores, visual analog scales, medication scores were determined and the serum periostin levels were measured in the beginning, 4th and 12th months of the allergen immunotherapy. Results: The symptom scores for rhinitis in the 4th month showed significant improvements in all of the patients (p< 0.05). Nine patients with allergic rhinitis accompanied by asthma, showed significant improvements in 12th month symptom score for asthma (p=0.018). A significant correlation was detected between the initial serum periostin levels and the symptom scores for the eye (r=0.668, p=0.005). No significant difference was found in serum periostin levels between the patient and the control groups. There were no significant differences in serum periostin levels in 4th and 12th months compared to the ones in the beginning. Conclusion: In this study, there were no significant differences in serum periostin levels of children during the allergen immunotherapy. The association of serum periostin levels with symptom scores for the eye needs to be confirmed in more children with allergic rhinoconjunctivitis.